» Avrupa Birliğinin Beşinci Genişlemesi 1

Yayinlanma Zamani: 2011-12-07 01:40:00





Avrupa Birliğinin Beşinci Genişlemesi: Ana Temalar ve Faktörler
Cengiz DİNÇ
Yrd. Doç. Dr., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İİBF
Uluslararası İlişkiler Bölümü
cdinc@ogu.edu.tr

Avrupa Birliğinin Beşinci Genişlemesi: Ana
Temalar ve Faktörler
Özet
Bu çalışmada, AB’nin beşinci genişlemesi üzerine yoğunlaşarak temel dinamikler, önem verilen konular, boyutlar ve faktörler; eski üyeler ve adaylar açısından genişlemenin beklenen en önemli etkileri, genel hatlarıyla incelenmeye çalışılmaktadır. Mevcut üyeler için, genişleme, daha büyük bir pazar, yatırım fırsatları ve istihdam anlamına geliyordu. Genişleme, dönüşümün esas yükünün adaylara bırakıldığı sancılı ve aşağılayıcı bir süreç olarak gizli tehditler içeriyordu. Adaptasyon sürecini başaramayanlar ‘Avrupalı değil’ diye tanımlanabilecekti. Genişlemenin teorik ve tarihsel arka planı, genişlemenin belirgin özellikleri; tarihsel ve duygusal boyutlar kısaca açıklanmıştır. Beşinci genişlemenin arz ve talep yönüne bakılmış, AB’nin temel amaçları konusunda kesin bir fikrinin oluşmamış olmasının olumsuz etkileri irdelenmiştir. Beşinci genişleme sürecinde eski üyeler genişleme taraftarı olanlar ve gönülsüzler olarak ikiye ayrılmışlardır. Genişlemenin mekanizması sıkı ve katı bir şekilde şarta bağlılık ilkesine dayanmıştır. Mevcut üyelerce, genişlemeye
“hayır” demenin maliyeti de değerlendirilmiştir.


Anahtar kelimeler: Avrupa birliği, AB’nin beşinci genişlemesi; şarta bağlılık.

The Fifth Enlargement of the European Union:
Major Themes and Factors
Abstract
While focusing on the fifth enlargement, this
study tries to analyze the main dynamics, important
issues, dimensions and factors in the
process; the most important effects, expected by
the current members and candidates, from the
enlargement process are also analyzed. For the
current members, the enlargement meant access
to a larger market, investment opportunities and
employment. The Enlargement, as a painful and
humiliating process wherein the burden of
transformation left to the candidates, contained
implied threats. Those who did not accomplish
the compliance faced with the possibility of
being labeled as ‘non‐Europe’. The theoretical
and historical background of the enlargement,
the dominant characteristics and historical and
emotional factors are explained in brief. The
supply and demand side of the enlargement and
the negative effects of EU’s not having a clear
perspective about its objective are analyzed. In
the fifth enlargement process the members were
initially divided as drivers and brakemen. The
mechanism of the enlargement was fairly strictly
based on conditionality. The members also
evaluated the possible repercussions of saying
“no” to the enlargement.
Keywords:European union, the fifth enlargement
of the eu, conditionality.

1. Giriş
Avrupa bütünleşmesi bilinmeyen bir yere doğru yapılan bir seyahate benzemektedir.
Seyahat uzadıkça, yolcuların sayısı artmakta, bazıları yolculuğu kısa kesmek
isterken, gidilecek yön konusunda anlaşmazlıklar çıkmaktadır. Yolcular, aralarına
daha fazla yolcunun katılmasına izin verip vermemeyi de tartışmaktadırlar. Bu,
zaman zaman gürültülü ve tartışmalı ama her zaman heyecan verici bir yolculuktur
(Tsoukalis, 2006). Olli Rehn de Avrupa Birliği’nin, bir fosil değil, “yaşayan bir hayvan”
olduğunu belirtirken aynı gerçeğin bir başka boyutuna dikkat çekmektedir.
AB sürekli, değişen şartlara göre uygun tavırları almak zorundadır. Bölgesel ve
küresel değişime ayak uydurması ve ilgili kalması lazımdır ve genişleme de AB için
başlangıçtan itibaren en önemli politika alanlarından birisi olagelmiştir. Yatay kurumsallaşma,
bir derece konusu olduğuna göre; genişleme de, aslında resmi üyelik
öncesinde başlayan ve sonrasında da devam eden bir süreç olarak algılanmalıdır.
1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşması’nın 237. maddesi
şöyle ifade edilmekteydi: “Herhangi bir Avrupalı devlet, Topluluğun üyesi olabilmek
için başvurabilir”.1 Buna istinaden ve bu yeni oluşumun cazibesi kendini kanıtladığı
için, 1973’te, Danimarka, İrlanda ve İngiltere; 1981’de Yunanistan;
1986’da Portekiz ve İspanya, Avrupa Topluluğu’na; 1995’te Avusturya, Finlandiya
ve İsveç de Avrupa Birliği’ne üye olmuşlardır.2 1995’ten önceki genişlemeler, Soğuk
Savaş döneminde ve AT güçlenmeye çalışırken vuku bulmuş; 1995’teki genişleme
de, adayların Birlik standartlarının da üzerinde gelişmişlikleri sayesinde oldukça
sancısız olmuştur. Metin içerisinde, beşinci genişlemeyle daha önceki genişlemelerin
bazı noktalarda karşılaştırmaları da yapılacaktır.
Genişlemeyle ilgili değerlendirmeler, üyeden üyeye, aktörden aktöre değişmektedir;
karmaşıktırlar çünkü ekonomik, siyasi, kültürel, tarihsel ve duygusal pek çok
boyutları bulunmaktadır. Bu çalışmada, AB’nin beşinci genişleme dalgası üzerine
yoğunlaşarak temel dinamikler, önem verilen konular, boyutlar ve faktörler; eski
ve yeni üyeler açısından genişlemenin beklenen en önemli etkileri genel hatlarıyla
incelenmeye çalışılacaktır. Bu hem yakın geçmişte genişlemeyle ilgili gelişmeleri
anlamak hem de Türkiye’yi de yakından ilgilendiren gelecekteki yeni üye kabullerinin
parametrelerinin neler olabileceği hakkında fikir sahibi olabilmek için önemlidir.
AB’nin doğudaki nihai sınırlarının ne olacağı doğu bloğunun çökmesiyle ortaya
çıkmış bir sorundur; esas olarak daha öncesinde Sovyetler Birliği, doğu sınırını kapatıyordu. Soğuk Savaş’ın bitmesi MDA (Merkezi ve Doğu Avrupa) ülkelerinin,
adaylık konusunda Türkiye’nin önüne geçmesine yol açtı. Genişleme konusunun
neredeyse ilk yıllarından beri AB’nin gündeminde olduğu görülmektedir. AB’nin
genişleme politikası, en önemli dış politika alanlarından ve araçlardan birisi olarak,
aday ülkeleri dönüştürücü bir süreç olarak kabul edilmektedir. Kok’a göre AB’nin
başarılı bir genişleme tarihçesi bulunmaktadır. Son genişlemeler için genişleme
sürecindeki önemli tarihler şöylece sıralanabilir (Kok, 2003):
 1989, Berlin duvarının çöküşü. Avrupa Topluluğu’nun reform yapmaları ve
ekonomilerini yeniden kurmaları için Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine mali
yardım başlatması,
 1990, Kıbrıs ve Malta’nın AB üyeliğine başvurması,
 1990‐1996, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Ortaklık Anlaşmaları’nın (Avrupa
Anlaşmaları) tamamlanması,
 1993, Kopenhag, AB Konseyi’nin Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan
genişlemeyi onaylaması ve üyelik kriterlerini belirlemesi,
 1993, Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs ve Malta’ya ilişkin görüşünü açıklaması,
 1994, Essen, AB Konseyi katılım‐öncesi stratejisini onaylaması,
 1994‐1996, On Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin AB üyeliğine başvurması,
 1997, Avrupa Komisyonunun, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine ilişkin görüşlerini
açıklaması ve “Gündem 2000” ile genişleme için bir strateji
önermesi,
 1997, Lüksemburg Zirvesi’nin, MDA ülkeleri için genişleme sürecini başlatırken
Türkiye’yi dışarıda bırakması,
 1998, Macaristan, Polonya, Estonya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti ve Kıbrıs’la
katılım müzakerelerinin başlaması; Malta’nın dondurulmuş olan AB
üyelik başvurusunu yeniden gündeme aldırması,
 1999, Berlin, AB Konseyi’nin “Gündem 2000” ve AB’nin genişlemesi için bir
mali perspektif üzerinde anlaşmaya varması. Türkiye’nin AB’nin genişleme
sürecine Kopenhag kriterleri temelinde kabul edilmesi,
 1999, Slovakya, Letonya, Litvanya, Bulgaristan, Romanya ve Malta ile müzakerelerin
başlaması,

 2002, Kopenhag, Kıbrıs, Malta, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan,
Slovenya, Estonya, Letonya ve Litvanya ile katılım müzakerelerinin
tamamlanması,
 1 Mayıs 2004, Beşinci Genişlemede İlk Dalgadaki ülkelerin AB üyesi olması
(Kıbrıs [Rum Kesimi], Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya,
Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya),
 1 Ocak 2007, (Beşinci Genişleme İkinci Dalga) Bulgaristan ve Romanya’nın
üyeliği.
2. Teorik ve Tarihsel Arka Plan
AB’nin genişlemesi üzerine şaşılacak derecede zayıf bir teorik taban geliştirilebilmiştir.
Şüphesiz bunda, AB’nin hala oluşum aşamasında olmasının etkisi olabilir
(Collard‐Wexler, 2006; Schimmelfennig ve Sedelmeier, 2002). AB’nin kendi içinde
çoğu temel konuda ikircikli olması; anti‐devlet veya tam tersi ‘devlet gibi’ diye
birbirine zıt şekillerde nitelendirilebilmesi; kısaca, AB’nin ne olduğunun ve nereye
doğru gittiğinin tartışıla gelmesi ve sürekli ol(uş)ma süreci içerisinde bulunması,
genişleme sürecini ve bu sürecinin değerlendirilmesini daha komplike bir hale
getirmektedir (Wiener, 2002). AB’yi tanımlamak için hala, uluslararası bir örgütten
daha fazlası ama bir ulus‐devletten daha azı” gibi çok geniş kategoriler kullanılmaktadır
(Sjursen, 2006). Genişlemeyle ilgili alınan pozisyonlar, AB’ nin nereye
doğru gitmesi gerektiği tartışmalarıyla da yakından ilgilidir. AB’nin, bir devlet mi,
uluslararası bir organizasyon mu, yoksa ulus‐üstü bir varlık mı olduğu tartışıldığı
için statüsü açık değildir. Ana karakterini hangi özelliklerin oluşturduğu ve gelecekteki
yönüne ilişkin çelişen, çatışan yorumlar olagelmiştir. İngiltere başta olmak
üzere bazı eski üyeler AB’nin temelde ortak bir pazar olarak kalmasını isterken,
Fransa ve Almanya gibi bazıları için ortak değerler ve kimlik üzerine derinleşme
gerekliydi. Normalde herhangi bir organizasyonun, üye kabul etmede veya reddetmede
kriterleri olabilmesi için temel amaçları konusunda bir fikrinin olması
beklenir; beşinci genişleme sırasında AB bundan oldukça uzaktı ( Sjursen, 2008).
Rasyonel fayda/maliyet analizine göre, uluslararası organizasyonların, yeni üyelerin
en azından organizasyona yükledikleri maliyetler kadar fayda sağlamamaları
halinde, genişlemeyecekleri söylenir. Buna karşın, AB’nin durumunda sadece
maddi konulara dayalı analizlerinin genişleme kararının alınmasında ve uygulanmasında
yeterli açıklamayı sağlamayacağını dile getiren baskın bir kesim olmuştur.
Çünkü sürecin maddi boyutlarından başka, güvenlik, prestij, duygusal boyutları
gibi ölçülmesi kolay olmayan yönleri de vardı. Ayrıca, eski üyeler maddi açıdan
birazcık cömert olabilecek kadar müreffehti.

AB genişlemesinde de görüldüğü gibi, rasyonel yaklaşımlara göre genişleme tercihinin
şu gibi değişik kaynakları olabilir:
(1) Genel sistemik sebepler. Örneğin dünya ekonomisinde, teknolojide, güvenlik
ortamında değişiklikler.
(2) Örgüte özgü sistemik şartlar. Örneğin bütünleşmenin derecesi; örgütteki bütünleşmenin
derinleşmesi, dışarıda kalanlar için negatif dışsallıklar (ticaretin yön
değiştirmesi gibi) yaratabilir ve üyelik için talebi tetikleyebilir. Bağımsızlığa çok
önem veren devletleri de üyelikten caydırabilir.
(3) Eski üyelerin ve adayların, ekonomik, coğrafi ve iç politik yapıları gibi özel
konumları. Örneğin, mevcut üyelere ekonomisi çok bağımlı bir ülkenin üyeliği talep
etmesi beklenir. Adayların coğrafi yakınlığı ve büyüklükleri de önemlidir.
(4) Alt‐sistemik şartlar ve iç yapı. Ekonomi sektörlerinin göreli güçleri önemlidir.
Daha sermaye ve ihracat odaklı sektörler, bütünleşmeyi talep edecektir
(Schimmelfennig ve Sedelmeier, 2002).
Teorik ve ampirik çalışmalarda genellikle genişlemelere mevcut AB üyeleri perspektifinden
bakıldığı görülmektedir. Bu arz yönlü analizlerin genişleme sürecinin
kapsamlı bir analizi ve açıklaması için, talep yönlü teorilerle de tamamlanması
gerektiği de dile getirilmektedir. “Geçiş dönemindeki aday ülkelerin üyeliği hangi
faktörlerin etkisiyle oluyor” konulu bir çalışmada, daha demokratik rejimlere sahip
aday ülkelerin yüksek maliyetli kurumsal inşa gerektiren reformları yapmak için
daha fazla isteğe sahip olduğu; böylece bu ülkelerdeki elitlerin ülkelerini AB normlarıyla
uyumlu hale getirerek kendi siyasi konumlarının geleceğini güçlendirdikleri
dile getirilmektedir (Mattli ve Plümper, 2002).
Beşinci genişlemede, Soğuk Savaşın aniden bitmesi ve hızlanan küreselleşme gibi
sistemik değişiklikler de etkili olmuştur. Bu şartlarda, Haziran 1993 (Kopenhag )
zirvesinde AB liderleri gerekli siyasi ve ekonomik şartları yerine getirir getirmez
MDA’daki adayların üyeliğe kabul edileceğini ilan ederek kendilerini bağlamayı
kabul ettiler (Kopenhag, 1993). Böylece, genişleme sürecinin kurala bağlanması,
müzakerelerin Kopenhag kriterleri çerçevesinde yürütülmesi benimsenmiş oldu.
Genişlemenin hangi kurallar çerçevesinde yapılacağı, geçmişe göre daha detaylı,
bir taslak içerisinde ortaya konuldu. Bu, aday ülkelere bir çeşit yol haritası sağlarken
eski üyeler için de söylemsel tuzaklanmanın (rhetorical entrapment) başlangıcı
olmuştur. Shimmelfennig’e göre doğu genişlemesi büyük oranda söylemsel kendini
bağlamayla ilgilidir. Batı Avrupalı liderler, Doğu Avrupa’ya açıklık ve destek
sözü vermişler ve daha sonra bundan geri dönememişlerdir. AB kendi siyasi kimliğini ve buna bağlı değerleri yansıtan adayları üyelikle ödüllendirmiştir.


1 Daha sonraki gelişmeler, Avrupa’nın sınırlarını belirlemenin ve AB’ye ilgi duyan hangi ülkelerin Avrupalı olarak
kabul edilemeyeceğinin o kadar kolay olmadığını göstermiştir.
2 Bilindiği gibi, Maastricht Antlaşmasıyla 1993’ten itibaren Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını almıştır.


Sonraki Konu :


Duyuru

Facebook sayfamiza üye olun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalismalari devam etmektedir.
Görüs ve önerilerinizi bizimle paylasabilirsiniz ! mail adresimiz : endustrimuhendisligi@hotmail.com