» Avrupa Birliğinin Beşinci Genişlemesi 3

Yayinlanma Zamani: 2011-12-07 01:30:00





Genişleme taraftarı siyasi liderlere göre, AB sadece Batı Avrupa ile sınırlandırılamazdı. Avrupa  bütünleşmesi tüm Avrupa’yı içine alan bir projedir ve jeopolitik gerçekler de ciddi bir alternatife izin vermemekteydi. Batı Avrupa’nın içinden geçtiği kötümserlik, kendinden ve moderniteden şüphe dönemine; yönetimin genel olarak popüler olmamasına; yetersiz büyüme oranlarının içinden bir türlü çıkılamamasına
rağmen, AB’nin geri vitese atmadan hiç olmazsa olduğu yerde durması ve sonradan katılanların mevcut bütünleşme aşamasının ana parametrelerine kabul edilebilir seviyelerde yaklaşması beklenmekteydi. Tsoukalis’e (2006) göre, bu iyi kötü gerçekleştiği için, tarihsel kıstaslara göre, Avrupa’nın siyasi ve  ekonomik haritası iyiye doğru değişmiştir.


3. Mevcut Üyelerin ve Adayların Genişleme Sürecindeki Temel Amaçları


AB’nin büyümesindeki ezeli geçerli formül, adayların daha müreffeh ve daha güvenli
olma isteğidir (Mckay, 1996). AT/AB, üye ülkeleri ekonomik ve siyasi olarak
birbirine bağlayarak bölgede istikrarın, barışın, refahın oluşturulması ve devamını
sağlamak amacıyla yola çıkmıştı. Temeldeki mantık bütünleşme yoluyla ulus‐ devlet
sisteminin yol açtığı sorunlardan kaçınmak ve onun çözmekte yeterli olmadığı
büyük sorunlar için daha büyük bir yönetişim aracı yaratmaktı (Wiener, 2002).
Süreç içerisinde, AB önemli aşamalardan geçtiyse de, bu amaçlar esas itibariyle
beşinci genişleme için de geçerli olmuştur. Soğuk Savaş’ın bitmesi, MDA ülkelerine
‘Avrupa’ya tekrar dönme’ fırsatı sunarken, anti‐komünist hareketler Avrupa’ya
dönüş için çabalamaktaydı. Bu dönüş, Avrupa’nın kapitalist piyasa ekonomisine,
liberal temsili demokrasiye ve uluslararası ağına girmeyi de içeriyordu. Özellikle
Rusya’nın tekrar güçlenme ve bu gücünü yine kötüye kullanması ihtimaline karşı
olmak üzere, güvenlik ihtiyacının da karşılanması gerekiyordu. Bu konuda AB yeterli
olmadığı için, MDA ülkeleri eş zamanlı olarak, Batı dünyasının güvenlik kurumu
olan NATO’nun da kapısını çaldılar.
Temel genişleme mantığı bazı kriterleri baştan müktesebata yerleştirmişti. Buna
göre, ancak Avrupalı olan ülkeler, özgürlük, serbestlik, demokrasi, insan hakları ve
temel özgürlük ilkelerine saygı duyduğu sürece üyelik için başvurabilir; ayrıca
adayların ekonomik siyasi ve parasal birlik amaçlarına bağlı olması istenir
(Varbanova, 2007). Beşinci genişleme öncesinde de aşağıda görüleceği gibi Kopenhag
kriterleri çerçevesinde, doğuya doğru genişlemenin şartları daha detaylı
olarak ilan edilmiştir. 1993 Kopenhag zirvesinden sonra yapılan açıklama eski üyelerin
MDA ülkelerini hangi yönlerden kendilerinden farklı, daha geride, gördüklerini
göstermekteydi. Konsey, aday ülkelerdeki 40 yıllık merkezi planlama sonucu
zayıflamış ekonomiyi modernleştirme ve pazar ekonomisine hızlı geçiş için sarf edilen cesur çabaları olumlu karşılamakta, desteklemekte ve Avrupa’da barış ve
güvenliğin bu reform çabalarının başarısına bağlı olduğunu ifade etmekteydi.5
Rehn’e göre, “genişleme politikası, AB’nin yumuşak gücünün özüdür”. Genişleme
perspektifi sunularak, en yakındaki komşuların işleyen demokrasilere ve pazar
ekonomilerine dönüşmelerine; ortak sorunlara karşı, müttefik haline gelmelerine
büyük katkı yapılmaktadır (Rehn, 2006). Böylece, temelde adayların, eski üyelerin
oluşturduğu modeli benimsemesi ve mümkün olduğunca onlara benzemesi öngörülmektedir.
Genişleme politikası, AB’nin başarılı bir dış politika aracı olarak kabul
edilmektedir. Birbiri ardına geçekleşen genişlemeler AB’nin komşuları üzerindeki
çekim gücünün en açık göstergesi ve Pax Europea’nın kıtadaki diğer ülkelere de
yayılması için en etkin yoldur (Tsoukalis, 2006). AB’yi bu politikasında başarılı bulanlara
göre, barış, istikrar, güvenlik, refah, demokrasi, insan hakları, hukukun
üstünlüğü, bu sayede Avrupa’da gittikçe daha fazla yayılmıştır. Daha büyük, daha
bütünleşmiş, daha dinamik ve küreselleşmeye daha dayanıklı bir Avrupa ekonomisi
oluşmuştur. Resmi görüşe göre de, yeni üyelerin vatandaşlarına tanınan hakların
ve onlara sağlanan faydaların belirli bir maliyeti olmuştur ama bu her kesimin
ödemesi gereken yüksek bir fatura değildir. Ayrıca, yeni üyelerin zamanla, benzer
standartları yakalaması beklenmektedir (Avrupa Komisyonu, 2006).
Meşhur derinleşme mi, genişleme mi tartışması çerçevesinde, adaylık için başvuranlar
ve onları destekleyen üyeler, karşılarında genellikle önceliğin AT/AB içinde
derinleşmeye verilmesini isteyenleri bulmuşlardır. Aslında, bazı uzmanlarca işaret
edildiği gibi, derinleşmeciler ve genişlemeciler arasında adeta gizli bir pazarlık
mevcuttur. Önce genişlemecilerin kazandığı durumlarda, daha sonra derinleşme
olmaktadır ve bu iki süreç beraber yürümüştür. Solana (2001) gibi resmi görüşü
savunan siyasilere göre de bu tartışma anlamını yitirmekteydi. Genişlemiş Birlik
daha güçlü olacaktı. Fakat, Beşinci genişlemeden sonra, daha önceki genişlemelerin
aksine, ciddi kurumsal bir yeniden düzenleme, ilerleme dönemi olmamıştır.
Temelde siyasi Avrupa’ya vurgu yapan Fransa gibi ülkeler, AB’nin sadece bir serbest
ticaret bölgesine veya ortak pazara indirgenmesine karşı çıkagelmiştir. Genel
olarak, küreselleşmenin negatif etkilerine karşı AB’nin (ve yüksek seviyeli etkileşim
alanı, yakın çevre olarak Avrupa’nın) kendini koruması gerektiğini düşünen başta
Fransız kamuoyu ve eliti gibi düşünenler; doğu genişlemesinin, kontrolsüz küreselleşme
seçeneğine kıyasla, kendilerinin daha çok kontrol edebileceği mini bir küreselleşme
(mini‐kıyamet) olarak görmekteydiler. İsteksizlikleri dolayısıyla da, çeşitli
koruyucu tedbirlerle, genişleme öncesindeki yakınlaşma döneminde ve genişleme
sonrasında eski üyelere maliyetin sınırlanması için oldukça ısrarcıydılar. Fransız liderlere göre, ayrıca, MDA ülkeleri önemli küresel sorunlarda, baskın eski üyelerin
sözünden çıkmamalıydı.
Eski üyeler için, genişleme, daha büyük bir pazar, yatırım fırsatları ve istihdam
anlamına geliyordu. Neo‐liberal felsefeye uygun olarak, genel ekonomik refahın
yükselmesi beklenmekteydi. Yeni üyelerin baskın ekonomik sisteme adapte olmaları
beklenmekteydi. MDA ülkeleriyle ekonomik ve siyasi birliğin, bu ülkeleri geri
dönülmez bir şekilde AB siyasi ve ekonomik sistemine bağlayacağı beklenmekteydi.
Doğu bloğunun çökmesiyle başlamış olan dönüşümün hızlanarak devam etmesi,
etkin bir şekilde, formel bağlarla teyit edilmesi için, üyelik perspektifinin açık
tutulması katalizör etkisi yapacaktı.
Dönüşümün esas yükünün adaylara bırakıldığı sancılı ve aşağılayıcı süreç, gizli
tehditler içeriyordu. Adaptasyon sürecini başaramayan veya uyum sağlama, yakınsama
konusunda isteksiz veya yavaş kalanlar Avrupalı olmayan (non‐Europe) bir
bölgenin, muhtemelen oluşabilecek yeni enformel Rus imparatorluğunun, bir parçası
olarak tanımlanabilecekti (Hettne, 2002). Her ne kadar MDA ülkeleri egemenliklerini
Moskova’dan Brüksel’e taşımak anlamına gelecek derinleşmeye karşı tedirgin
olsalar da bu dönüşüm süreci ve ileri sürülen şartlar adaylarca yine de kabul
edildi; çünkü AB üyeliği, piyasa büyüklüğünü artıracağı, ticareti serbestleştireceği,
işsizliği azaltacağı ve yabancı sermayeyi getireceği için faydalı görülüyordu. Avrupa
teknolojik açıdan daha fazla tek bir birim haline gelecek; bilim ve sanat alanındaki
faydalarla, adaylar, modernleşmeye ortak olan birinci sınıf ülkeler arasına katılmış
olacaklardı. Üyelik özel mülkiyet için hukuki bir çerçeve sunacaktı. Varşova paktının
ve COMECON’un çökmesiyle oluşan siyasi ve ekonomik boşlukta MDA ülkeleri
ekonomik ve siyasi güvenlik için Batı’ya bakmak zorundaydılar. Ekonomik ve siyasi
elitler AB dışında kalmanın maliyetinin üye olmanın maliyetinden daha yüksek
olduğunu düşünüyorlardı. AB’ye yaklaşmak veya üyelik ilk başlarda çok ciddi ekonomik
zorluklar ve işsizlik yaratabilirdi ama uzun vadede AB üyeliği siyasi ve ekonomik
istikrarı ve daha yüksek yaşam standartlarını getirebilirdi. SSCB’nin hegemonyasına
itiraz eden elitler yeni şartlar altında AB’nin müstakbel üyelerden beklediği
egemenlik sınırlanmasına evet demek zorunda kaldılar (Lane, 2007). Belirli
bir egemenlik transferi karşılığında, MDA ülkeleri orta ve uzun vadede, AB’yi kendi
ülke menfaatlerine de hizmet edecek bir şekillendirme hakkına sahip oluyorlardı.
Böylece, bu ülkelerin statüsü yükselmekte ve daha istikrarlı ve güvenli bir hale
gelmekteydiler. Adaylar, üyeliğin ekonomik ve sosyal faydalar sağlayacağını; ekonomik
yenilenme, istikrarlı bir iş ortamı ve sosyal politikalar için daha fazla imkân
sunacağını beklemekteydiler (Kok, 2003). Dönüşümün zor ve pahalı olmasına,
AB’ye karşı çıkan güçlü gruplara rağmen, adaylarda bu karşı dirençleri kırabilecek
seviyede bir toplumsal istek oluşabilmiştir.

Genişleme sürecinde, her iki tarafın ekonomik amaçları arasında orta bir yol bulunması
gerekiyordu. MDA ülkeleri, temelde refahı paylaşmayı amaçlarken, mevcut
üyeler kendilerine düşen maliyeti minimumda tutmak istemekteydiler. Tablo
1’de görüldüğü gibi, genişleme sürecinin bittiği yılda, MDA ülkelerinin kişi başı
gelirleri AB ortalamasının yüzde 40’ı ila 60’ı arasında odaklanmıştı (Slovenya ve
Kıbrıs Rum Kesimi gibi birkaç küçük adaysa mevcut üyelerden en fakir olanlar Portekiz
ve Yunanistan’ın seviyelerini yakalamıştı). Görüldüğü gibi beşinci genişlemede
dahil olanların çoğunluğu küçük ekonomilerdi. Tablo ayrıca, yüksek kişi başı
gelirleriyle, Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in 1995’teki üyeliklerinin niçin nispeten
kolay olduğunu da açıklamaktadır. Görüldüğü gibi, genişlemenin tamamlandığı
2007’den sonra da, Polonya, Romanya, Slovakya ve Bulgaristan gibi yeni üyeler
aradaki farkı kapatmaya devam etmişlerdir.

Tablo 1. AB’de Ekonomik farklılıklar 6

AB’de Ekonomik farklılıklar

 

4. Beşinci Genişlemenin Belirgin Özellikleri
Karmaşık bir süreç olan beşinci genişlemede, konular birbirleriyle girift bir şekilde
ilişkili olduklarından çoğunun net başlıklarla incelenmesi zordur. Örneğin göç olgusunun,
hem işsizlik ve ücretlerin baskı altında tutulması gibi ekonomik boyutları,
hem de farklı kültürlerden gelen işçilerin beraberlerinde ailelerini, kendi yaşam
tarzlarını getirmesi ve kültürel heterojenliği artırması gibi nedenlerle, entegrasyon/
asimilasyon gibi sosyolojik boyutları olduğuna işaret edilmektedir. Ek olarak,
halkı rahatsız eden suç oranlarının artması gibi içişleri bakanlıklarını ilgilendiren bir
boyutu da dile getirilmektedir. enm.blogcu.com. Ayrıca, AB müzakerelerinin belirsizliklerle ve çok
karmaşık teknik boyutlarla dolu olması, aktörlerin kendi çıkarlarını belirlemesine
ve hangi stratejinin bu çıkarlara hizmet edeceğinin tespitini zorlaştıran bir etkendi.
Yine de, beşinci genişlemenin bazı temel karakteristiklerinden bahsedilebilir.
1989’dan sonraki dönem, MDA ülkelerinin gidecekleri yönü tayine çalıştıkları hemen
tüm sistemlerin ‘arada’ ve akışkan halde olduğu bir geçiş dönemiydi (Blokker,
2008). Dolayısıyla, doğuya doğru genişleme; uygulayıcılar üzerinde tedirginlik yaratmıştır
(Sjurjen, 2002). Sorulan soruların bir bölümü, Avrupa bütünleşmesinin
temel sorunlarıyla ilgiliydi. AB’nin daha fazla sayıda ülkeyi içine alacak şekilde genişlemesi
ulusal kimliklerin aşınacağı ya da kaybolacağı endişesi her iki tarafta da
vardı.
Beşinci genişleme müzakerelerin belirleyici özelliklerinden birisi de asimetrik olmasıydı.
AB üyeleri, adaylar karşısında çok üstün bir pazarlık gücüne sahipti. O
kadar ki, aday ülkelerin bazı konularda çok fazla zorlandıkları için üye olduktan
sonra intikamcı davranabilecekleri bir kaygı konusu olmuştur. Ayrıca katılacak olan
ülkelerin büyük çoğunluğu küçük olduğu için (12 adaydan 9’u), AB’de küçüklerin
sözünün geçmediği algısı onlarda da kendini göstermiştir (Zielonka, 2007). Küçük
üyelerin sayısının 10’dan 19’a çıkacak olması AB’nin politikalarının, kurumlarının
hatta yapısının radikal bir değişikliğe uğrayacağı kaygısını da doğurmuştu
(Missiroli, 2003).
Beşinci genişlemede, üniter Avrupa vizyonunun baskınlığı ortaya çıkmıştır. Aday
ülkelerden beklenen AB’deki mevcut modeli, ‘Avrupa norm ve değerleri’ olarak
benimsemeleriydi; bunların yeni duruma göre değiştirilmelerine veya modifiye
edilmelerine, genişlemeden sonra eşit üyeler olarak katkı sağlamaları ihtimali göz
ardı edilmişti. Bu anlayış, merkezi Avrupa değerlerinin zaten Avrupa değerlerinin
ayrılmaz parçası olduğu fikrini savunan bazı aday ülkelerce de desteklendi. Üniter,
tek Avrupa anlayışının alternatif anlayışlara üstün geldiği varsayıldı (Blokker,
2008).

Kaynak: Eurostat Verileri 2007, 2010

5 Bkz. http://www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/72921.pdf
6 Seçilmiş ülkeler; en küçük 5 ekonomi dikkate alınmamıştır.
7 Satın alma gücü paritesi

 


Sonraki Konu :


Duyuru

Facebook sayfamiza üye olun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalismalari devam etmektedir.
Görüs ve önerilerinizi bizimle paylasabilirsiniz ! mail adresimiz : endustrimuhendisligi@hotmail.com