» Avrupa Birliğinin Beşinci Genişlemesi 5

Yayinlanma Zamani: 2011-12-07 01:20:00





Diğer yandan, önceki dönemlerde (ağırlıklı olarak AB dışından) göçmenlerle olumsuz tecrübeleri olan büyük bir kesim, beşinci genişlemeyle katılacak olan ülkelerin kültürel kimliklerini daha geri ve Avrupa ile uyumsuz kabul etmekteydi. Bu kesimlere  göre, göçmenler suç oranlarını (organize suçlar ve küçük suçlar) artırmakta,
sosyal barışın altını oymakta (örneğin töre cinayetleri) ve sosyal güvenlik mekanizmalarını kötüye kullanmaktaydılar.9 Bu algı, ekonomik ve sosyal olarak daha benzer, daha yüksek standartları yakalayan ülkelere karşı ise değişmekteydi. Bu farklı tutumlara örnekler Tablo 3’te görülmektedir.


Tablo 3. Bazı ülkeler için, AB’de genişlemeye destek oranları (2005)

 

Bazı ülkeler için, AB’de genişlemeye destek oranları

 

Kaynak: Eurobarometer (64: 137).
Genişleme sonucu artacak heterojenliğin Birliğin yapısını değiştirecek olması da bir
kaygı konusuydu. Adayların, ekonomik, hukuki ve yönetsel yapısı göreli olarak
yeterince gelişmemişti. Ayrıca, farklı tarihleri, toplumsal yapıları ve kültürleri vardı.
Tüm adaylar için işe yarayacak bir‐ örnek çözümler bulunması, bulunsa bile öncesine
göre işlevsellik şansı genişlemeyle beraber daha da zorlaşmıştır. Müktesebatın
kurallarına uyulduğunun denetlenmesi de kolay olmayacaktır (Zielonka, 2007) .
Elitler ve sıradan vatandaşlar arasında eğitim, stratejik vizyon ve sınıfsal farklılıklar
nedeniyle genişlemeye farklı bakış açıları vardı. Beşinci genişlemenin olacağının
kesinleştiği dönemlerden başlayarak, hem mevcut üyelerin içinde hem de aralarındaki
dayanışma bakımından Avrupa’nın sınırlarına gelindiği hissi yavaş yavaş
artmaktaydı. Bu dönemde, insana ait bazı dinamiklerde, örneğin güvenme hissi,
diğerlerinin iyiliği zor zamanlarda çaba sarf etme isteklerinde nesilden nesile geçişlerde
azalma görülmekteydi. Örneğin Mayer’e göre (2008), Soğuk savaş döneminde
milletvekillerinin çoğu, İkinci Dünya Savaşı tecrübesi ve baskın Doğu‐Batı çekişmesi
dolayısıyla, stratejik gereklilikler için fedakârlık yapma gerekliliğinin farkındaydı.
Günümüzde ise, siyasi kariyerler genellikle yerel seçimlerle ve iç gündemlerle
yapılmaktadır; bu da genişleme gibi zor kararlarda kamuoylarını ikna edebilecek
karizmatik liderlerin çıkmasını zorlaştırmaktadır. Beşinci genişlemedeki katılım
süreci, Brüksel’den olsun, MDA başkentlerinden olsun açık bir şekilde yukarıdan aşağıya ve seçkinlerce domine edilmiş bir süreçti ( Pridham, 2006). Genişlemenin
zamanlaması, kapsamı ve hızı konusunda süreç içerisinde kamuoyunda şüpheler
uyanmış, muhalefet, anayasa taslağının reddinde görüldüğü gibi, yöneten seçkinlere
karşı, isyan denecek boyutlara varmıştır. Bu durum, müzakereler hızla tamamlandığı
için, beşinci genişlemeyi durduramasa da, bu genişlemenin, seçkinlerin
halktan kaçırarak oldubittiye getirebildiği son genişleme olarak kabul edilmesine
yol açmıştır. Böylece, AB bitkin, lidersiz ve belirli bir şekilde yeni adaylara kucak
açmayan bir döneme giriş yapmış oldu (Barysch, 2006). Rehn de genişleme hakkında,
halkı bilgilendirmede, iletişimde başarı sağlanamadığını tespit etmekteydi
(bkz. Further Enlargement, 2006: 140).
6. Genişlemenin Mekanizması: Şarta Bağlılık
AB üyeliğinin, ekonomik refah ve demokrasiyi güçlendirdiği İspanya, Portekiz, Yunanistan
ve İrlanda örneklerinde açıkça görülmüştür. Beşinci genişlemede de aday
ülkelerin kamuoyları, AB üyeliğini genel olarak refah ve daha istikrarlı ve özgür bir
toplumsal düzen için arzu ettiler (Pavlovaite, 2003). Avusturya, İsveç, Finlandiya ve
Norveç’le, ilk üçünün, üyeliğiyle sonuçlanan müzakereler yapılmaktayken MDA
ülkelerinin de hızlı bir biçimde Soğuk Savaş atmosferinden çıktığı ve AB üyesi olmak
istedikleri belirginleşmişti. AB’nin buna bir tepki vermesi gerekiyordu. Beşinci
genişleme için ilk resmi sinyal Haziran 1993 Kopenhag Zirvesinde verildi ve AB
liderleri kapıyı çalan Merkezi ve Doğu Avrupa (MDA) ülkelerine tarihi bir yeşil ışık
yaktılar10. MDA ülkeleri, ekonomik ve siyasi koşulları (üyelik yükümlülüklerini)
yerine getirmeleri halinde üye olabileceklerdi. Böylece, “Kopenhag kriterleri” olarak
adlandırılan üyelik koşulları telaffuz edilmiş oldu. Kopenhag kriterleri üye olmak
için temel olarak şunları dile getirir:
Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve
korunmasını garanti eden kurumların (istikrara kavuşmuş) varlığı,
Birlik içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma gücüne sahip işleyen
bir pazar ekonomisinin varlığı,
Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uymak dahil olmak üzere üyelik
yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunması.
Birliğin, Avrupa bütünleşmesinin momentumunu devam ettirirken, yeni üyeleri
hazmetme kapasitesi de dikkate alınacaktı. Böylece kapıda yığılan adaylar karşısında,
bundan sonraki genişlemelerin daha belirli kurallar ve beklentiler çerçevesinde
yapılması da amaçlanmaktaydı. Zirve açıklamasında formüle edilen, AB resmi görüşüne göre genişlemeyi yöneten kurallar öylesine tercih edilmemiştir; evrensel
olarak geçerli prensiplere dayanmaktadırlar ([Konsey 1993] Sjursen, 2002).
Bu şekilde, adaylık sürecinin başarıyla tamamlanabilmesi için adayların yerine getirmesi
gereken şartların ileri sürülmesi şarta bağlılık (conditionality) olarak isimlendirilmektedir.
Şarta bağlılık, daha gevşek olmakla beraber daha önceki genişlemelerde
de etkili olmuştur. Beşinci genişlemede, bu mekanizmayla, adayların Batı
Avrupa’daki siyasi ve ekonomik sistemi kabul etmeleri ve kendi sistemlerini hızla
uyumlu bir hale dönüştürmeleri beklenmekteydi. Bu benzetme mekanizmasının
temel amacı, genişleme sonrasında ortak hareketi engellemeyecek şekilde, toplumsal,
kurumsal işbirliği yapabilecek bir grubun tesisi ve idamesiydi. İleri sürülen
ve uyulması istenen şartlar ayrıca, mevcut üyeler için, dönüşümün ekonomik yükünü
minimumda tutmaya yarayacaktı. Adayların katlanacakları ekonomik maliyetler,
sunulan genel fırsatlarca meşru hale getirilecek ve bu ülkelerin neokomünizme
kaymalarına engel olunacaktı (Lane, 2007). Kapıyı şiddetle çalan MDA
ülkelerinin dönüşümünün gerçekleştirilmesi, yol haritasına ve kriterlere uyulmasını
gerektiriyordu (Boyka, 2005). Pazar ekonomisine ve demokrasiye geri döndürülemez
bir şekilde geçiş çok güçlü bir transformasyonu gerektiriyordu. (Panagiotou,
2008). Adaylar, ancak mevcut AB yapısıyla gerekli minimum uyumu sağladıkları
anda katılabileceklerdi (Hain, 2003). Süreç zorlayıcı olsa da, aday ülkeler açısından
bakıldığında, üyelik, ekonomik, siyasal, küresel konumu güçlendiren bir durum
olarak görülmüş; tamamen egemen, ama küçük olmak yerine; daha büyük ve güçlü
bir oluşumun bir parçası olmak tercih edilmiştir (Schmidt, 2007).
Bu mülahazalarla, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya, Slovenya ve
Kıbrıs Rum Kesimi ile Müzakerelere başlama kararı Avrupa Konseyi tarafından
Aralık 1997’de Lüksemburg’da alınırken, Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Romanya,
Slovakya ve Malta ile müzakerelere başlama kararı Aralık 1999’da Helsinki zirvesinde
alındı (Mayhew 2007). Avrupa Konseyi’ne göre (örneğin 1999’da)11 tüm kıtanın
istikrarı ve refahı için etkin ve inandırıcı bir genişleme süreci idame ettirilmeliydi.
Şarta bağlılık etkin bir şekilde çalışıyor kabul edilmekteydi; ayrıca sürecin
maliyeti de düşüktü. AB adaylık süreci kurumsal olarak müktesebatın etkin bir
şekilde milli hukuksal yapı ile uyumlaştırılması için etkin bir hükümet ve yasama
organı yapısı gerektirmekteydi. Yargı, Avrupa hukuku bilgisine sahip olmalı, siyasetten
bağımsız olarak hızlı bir şekilde çalışabilmeliydi. Özellikle Kopenhag kriterlerinin
sıkça dile getirilen yanları yanında devlet kapasitesi, adli bağımsızlık ve yolsuzlukla
mücadele, azınlık haklarının daha detaylı takibi; ekonomik sosyal ve kültürel
haklar, kadın ticareti ve kadın‐erkek eşitliği gibi konular da müzakerelerde geçen
konular arasındaydı (Pridham 2006). Ayrıca, göçle mücadele, dışlanma, ayrımcılık, nükleer sorunlar, güvenlik, tarım ve benzeri pek çok sorun, problemlerin derinliklerini
tespit ve çözüm yollarını bulmak için diyalog konusu olmaktaydı.
Süreç içerisinde, Komisyon şarta bağlılık ilkesinin, katılma sürecinin her aşamasında
daha katı uygulanması fikrine doğru kaydı. Bunda, beşinci genişlemedeki büyük
katılımla, AB’nin doğal sınırlarına ve doyum noktasına yaklaşıldığı hissi etkili olmuştur.
Aday ülkelerin gerekli kriterleri yerine getirmesine daha fazla vurgu yapılmalı;
tecrübelerle ortaya çıkan ve sürekli yeniden tanımlanan kıyas noktalarına
(benckmarks) ulaşmaları ve sadık kalmaları istenmeliydi. Adayların gerekli reformları
daha erken aşamalarda yapması için teşvik edilmesi gerekmekteydi (House of
Commons, 2007). Bu anlamda, beşinci genişlemenin, elitlerce, kamuoyundan kaçırılarak
(by stealth) yapılan son genişleme olduğu dile getirilmektedir. Sonrasındaki
genişlemelerde, normal şartlarda, AB kriterleri daha katı uygulayacaktır.
Şarta bağlılık böylece, kurumsal ve hukuksal gelişme, AB normlarına ve yaklaşımlarına
uyumu da içeren, demokrasiyi, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü destekleyen,
sivil toplum, medya ve serbest pazar ekonomisinin gelişmesini; azınlıklar
konusunun uygun çözümünü, adayların kendi aralarında istikrarın sağlanmasını;
yapısal reformları da içeren, sürdürülebilir ekonomik ve sosyal gelişmeyi teşvik
eden bir mekanizma haline getirilmeye çalışılmıştır. Şarta bağlılık geniş bir yelpazeyi
kapsadığı için, AB yardımlarının verilmesini; adayların yeniden yapılanarak
demokratik istikrarı yakalamasını, bölgesel anlaşmazlıkların kontrol altına alınmasını,
mültecilerin dönüşünü, kurumsal ve yasa yapımında gelişme gibi konuları da
zaman zaman içermiştir (Kavalalı, 2005). Şarta bağlılığın etkinliği aynı zamanda bir
prestij konusu olmuştur. Komisyon’a göre, genişleme politikası devletlerin zayıf ve
toplumların bölünmüş olduğu bölgede dönüştürme gücünü göstermeliydi (Avrupa
Komisyonu, 2005).
Adayların, örneğin Polonya’nın, içerdeki sancılı reform sürecini devam ettirebilmek
için, AB’den katılım için tarih istemesi eski üyelerce, hazır olmadan üyelik için
tarih verilmesinin adaylarda reformlarda tavsamaya yol açtığı gerekçesiyle, reddedilmiştir.
Rehn’in tabiriyle, aday ülkelerde genişlemeyle ilgili tartışmaların, “şeytanın
İncil’i okuması gibi”, çok yakından takip edilmesine rağmen, üyelik tarihinin
bilinçli bir şekilde muğlâk bırakılması tercih edilmiştir (bkz. Further Enlargement
2006).
Şarta bağlılık ilkesinin çalıştırılma tarzına getirilen eleştirilere göre, adaylara adeta,
“AB serbest bir piyasadan başka bir şey değildir” fikri empoze edilmiştir. Aday
ülkelerin, ekonomilerini, çok hızlı bir şekilde Avrupa modeli ve kurallarına adapte
etmeleri istenmiştir. Bu dönüşme sürecinde, adaylara yanlış sinyaller verilmiş,
örneğin rekabetin her şey demek olduğu fikrine, mülkiyet haklarına ve özelleştirmeye;
adaylarca daha geniş bir vizyon beklenirken, rutin teknik konulara fazlaca
vurgu yapılmıştır (Ross, 2008; O’Brennan, 2006). Müzakerelerde esnekliği azaltan bir faktör de, tüm mevcut üye başkentlerinin ikna edilmesi gerektiğiydi. Bu durum,
adayların gerçek ihtiyaçlarının yerine getirilmesi için gereken esnekliği büyük ölçüde
azaltmıştır.
Zaman içerisinde değişikliklere uğrayan şarta bağlılık işe yaramaktadır. Rehn, buna
örnek olarak, yirmi yıl öncesine kıyasla, İspanya ve Portekiz’in bugünkü durumlarını
göstermektedir. Olumlu yönde dramatik bir değişim olmuştur. Estonya ve Polonya’da
da 10 yıl öncesine göre büyük olumlu değişimler olmuştur. Şarta bağlılığın
tam olarak işe yaramadığı iki ülke, her zaman arkada kalanlar (laggards) olarak
görülen Bulgaristan ve Romanya’ydı. AB deki kurumsal parçalanmışlığın sömürülmesine
örnek teşkil eden Romanya ve Bulgaristan tam olarak hazır olmasalar da
üye yapılmışlardır (Pridham, 2007b).
Zielonka’ya (2007) göre, benzer bir şablonun tüm adaylara ve müzakere konularına
uygulanması, adaylara çok az bir alan bırakılmasına yol açmıştır. Bu zaman zaman
spesifik bakanlıklara temsilci gönderilmesine kadar varmış, böylece müzakere
süreci, toleransın ve gönüllülüğün çok az yer bulabildiği bir süreç olmuştur. Esas
olarak AB kararları üretmiş ve adaylardan uymalarını beklemiştir; modelleri üretmiş
ve başvuranlardan kopyalamalarını, taklit etmelerini beklemiştir. AB öğretme
ve eğitme teklif etmiş, başvuran ülkelerin sosyalleşmesi, öğrenmesi beklenmiştir.
7. Genişlemeye “Hayır” Demenin Maliyetinin Değerlendirilmesi
Genişlemenin getireceği maliyetlere sıkça vurgu yapılmaktaydı ama genişlemeye
“hayır” denmesinin de maliyeti olduğu bazı uzmanlarca hatırlatılmaktaydı. Örneğin
2003’teki Kok raporu: “Genişlememe sadece gelecekte elde edilecek faydaların
kaybedilmesi anlamına gelmez, aynı zamanda geçmişte yapılan gayretlerin ve yatırımların
da boşa gitmesi anlamına gelir” demekteydi. “Diğer Avrupalılar” AB’nin
komşusu olmaya devam edeceklerdi ama mutsuz ve kırgın bir şekilde, Avrupa’da
ulusal hudutları aşan her türlü sorunun çözümüne katkıda bulunmada ve Avrupa’nın
dünyadaki rolünün şekillendirilmesinde yardım etmekte isteksiz olacaklardı.
12 AB üyelerinin onay vermemesi sonucu genişlemenin gecikmesi ya da tamamen
genişlemeden vazgeçilmesi Avrupa için büyük bir siyasi başarısızlık olur değerlendirilmesi
yapılıyordu. Bu durumda, bedeli hem AB hem de aday ülkeler ödeyecekti:
Tek pazarın genişlememesi ve bunun sonucunda aday ülkelerin büyüme
oranlarının azalması AB’yi ekonomik kazançlardan mahrum bırakacaktı. Aday ülkeler
açısındansa, reformları sürdürme konusundaki arzu zayıflayabilir, yabancı yatırımları
caydırabilir ve ekonomik büyümeyi azaltabilirdi (Kok, 2003). Açılan tarihsel
pencereden faydalanarak, daha istikrarsız daha güvensiz daha fakir bir tarihsel
ortamdan daha müreffeh daha güvenli daha özgür bir ortama geçiş yapmak isteyen adaylara aynı zamanda daha kapitalist olma şartı dayatılmaktaydı.


9 Özellikle tabloid basının etkisiyle, bu kesimler, göçmenlerin her türlü dışlanmışlıklarını göz ardı etmekteydiler.

10 Zirve sonuç açıklaması (kriterler ve MDA’nın o anki görünümüne ait AB tespitleri) için bkz
www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/72921.pdf (son erişim 11. 08. 2010).

11 Bkz. http://www.europarl.europa.eu/summits/hel1_en.htm


12 Bu gözlem, beşinci genişleme sonrasında kapıyı çalan Türkiye gibi adaylar için de geçerliliğini sürdürmektedir.

 


Sonraki Konu :


Duyuru

Facebook sayfamiza üye olun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalismalari devam etmektedir.
Görüs ve önerilerinizi bizimle paylasabilirsiniz ! mail adresimiz : endustrimuhendisligi@hotmail.com