» Ic Borclanmanin Özel Yatirima Etkisi -1

Yayinlanma Zamani: 2011-12-12 01:07:00





Türkiye'de Kamu Kesimi iç Borçlanmasının Özel Yatırım Harcamaları  Üzerindeki Etkisi

Sami TABAN

Doç.Dr., K. Maraş Sütçü ımam Üniversitesi

ıktisat Bölümü

staban@ksu.edu.tr

Akif KARA

Öğr. Gör., K. Maraş Sütçü ımam Üniversitesi

ıktisat Bölümü

akifkara@hotmail.com

1. Giriş

Modern devlet anlayışı çerçevesinde, devletin klasik görevlerinin yanında sosyal anlamda da görev  ve sorumluluk bilincinin artması, kamu harcamalarını artırmaktadır. Artan kamu harcamalarını karşılamada, devletin vergi gibi olağan gelirlerinin yetersiz kalması ise bütçe açıklarına neden olmaktadır. Bu nedenle, kamu gelirlerindeki yetersizliğin giderilebilmesi ve bütçe açıklarının kapatılabilmesi amacıyla kamu, borçlanma yoluna gitmektedir.

Kamu kesimi iç borçlanmasının, özel kesime aktarılabilir fonlar üzerinde finansal bir dışlama etkisi (crowding out) yaratıp yaratmadığı ise günümüzde hala tartışma konusudur. Eğer finansal piyasalarda kamu kesimi özel kesime rakip durumda ise, bütçe açıklarının kamu iç borçlanması ile karşılandığı durumda, özel kesime ait tasarruflar kamu kesimine aktarılacak ve bu durum özel kesim

yatırımları üzerinde dışlama etkisini ortaya çıkaracaktır (Mankiw, 1994:62; şen vd., 2004:215). Diğer

taraftan, kamu iç borçlanması bütçe açığını finanse etmek amacıyla yapılmış olmakla beraber, kamu

alt yapı yatırımlarına tahsis edilebilir. Böyle bir durum, özel sektör yatırımlarını uyaracak ve onların

verimliliğini artırabilecektir (Kesbiç ve Bakımlı, 2004:47). Ayrıca, Friedman tarafından ileri sürülen

portföy modeli yaklaşımına göre, kamu finansman açığını finanse etmek için ihraç edilen hazine

bonolarının hisse senetlerini tam olarak ikame etmemesi durumunda, bireylerin portföylerini

yeniden dengeleme çabaları daha fazla hisse senedi talep etmelerine, bu durum ise hisse senedi

fiyatlarının artmasına ve getirilerinin azalmasına, hisse senedi maliyetlerinde bu azalma ise özel sektör

yatırımlarının artmasına neden olabilecektir. Yani devlet borçlanmasının etkilerinin dışlama değil

"tamamlayıcı" (crowding in) olabileceği iddia edilmektedir.

Konu ile ilgili yapılan ampirik çalışmalarda da, kamu kesimi iç borçlanmasının yarattığı dışlama

etkisinin boyutu konusunda farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmüştür. Bu türden çalışmalara, Kormendi

(1983), Reid (1985), Giannaros ve Kolluri (1985), Dalamagas (1987), Evans (1987), Eisner ve

Pieper (1988), Mathis ve Bastin (1992) ve Giannoros vd., (1991) gibi yazarların yaptıkları çalışmalar

örnek gösterilebilir.

Bu çalışmada, Türkiye'de kamu iç borçlanmasının özel yatırım harcamaları üzerindeki etkileri ampirik

olarak incelenmektedir. Bu çerçevede, ilk olarak kamu iç borçlanmasının özel yatırım harcamaları

üzerindeki etkileri teorik olarak ele alınmakta ve daha sonra Türkiye'de kamu iç borçlarının gelişimi

ve bu borçların ekonomi üzerindeki dışlama etkisi incelenmektedir. Çalışmanın son kısmında ise,

kamunun iç borçlanmasının Türkiye'deki özel yatırım harcamaları üzerinde bir etkisinin olup

olmadığı ekonometrik yöntemle test edilmektedir.

2. Kamu ıç Borçlanmasında Teorik Yaklaşımlar

Kamu finansmanının borçlanma yoluyla sağlanmasının yarattığı ekonomik etkiler, Klasik, Keynesçi,

Monetarist, Kamu Tercihi-Anayasal ıktisat ve Yeni Klasik iktisat görüşleri çerçevesinde aşağıda ele

alınmaktadır.

2.1. Klasik Yaklaşım

Bilindiği gibi Klasik iktisadi yaklaşım, ekonominin düzgün işleyen bir piyasa mekanizması sayesinde

dengeye geldiğini ve bu çerçevede devletin ekonomiye müdahalesinin olabildiğince sınırlı olmasını

ve devletin yalnızca temel görevlerini (adalet, güvenlik gibi) yerine getirmesi gerektiği anlayışına

dayanmaktadır. Bu durumda ekonomiye devlet müdahalesinin sınırlı olması, giderlerin ve bu

giderleri karşılamak için toplanan gelirlerinde olabildiğince az olmasını gerektirir.

Klasikler, devletin üretmeyip tükettiği, verimsiz olduğunu, kaynakları iyi kullanmadığını belirtmişlerdir.

Küçük devlet anlayışı nedeniyle, kamu harcamalarının en düşük düzeyde tutulmasını ve dolaylı

vergilerle finanse edilmesini, borçların olağanüstü bir kamu geliri olması nedeniyle ancak verimli

yatırımlarda kullanılması şartıyla alınması gerektiğini savunmuşlardır (Dileyici ve Özkıvrak, 2006:

www.canaktan.org).

Klasik yaklaşıma göre, bütçe açıkları parasal ve mali disiplini bozar. Devletin bütçesinin sürekli bir

şekilde açık vermesi, istisnai ve olağanüstü bir gelir niteliğinde olan borçlanmanın normal bir gelir

gibi algılanmasına neden olur ve kamu maliyesini zor duruma sokar.

Bütçe açıklarının borçlanmayla veya vergilerle finanse edilmesi durumunda ise, kamu

harcamalarındaki artış kadar özel harcamalarda bir azalış olacaktır. Bu durum, dışlama etkisi

(crowding out effect) olarak adlandırılmaktadır. Klasik sistemde dışlama etkisinin ortaya çıkışını ISLM

analizi çerçevesinde açıklayabiliriz. Klasiklere göre, reel para talebi faize karşı tam duyarsızdır.

Böyle bir durumda LM eğrisi diktir. Kamu harcamalarındaki bir artış IS eğrisini sağa kaydırırken, LM

eğrisinde bir değişme olmayacak, sadece faiz oranları artacaktır. Artan faiz oranları özel sektör

yatırımlarını kamu harcamalarındaki artış oranı kadar azaltacaktır (Dornbush ve Fischer, 1994:205).

2.2. Keynesçi Yaklaşım

Tüm dünyayı etkisi altına alan 1929 bunalımı ile birlikte gelişmiş ülkelerin çoğunda görülen yüksek

oranlı işsizliğin ortaya çıkması, Klasik iktisadi sisteme olan güveni derinden sarsarak, o zamana kadar

ekonomi biliminde yerleşmiş temel inançların sorgulanmasına yol açmıştır. Keynesçi iktisadi görüşe

göre, sanayileşmiş ülkelerde yaşanan eksik istihdam toplam talepteki yetersizliğin sonucu ortaya

çıkmıştır. Bu nedenle, Keynes'e göre, izlenecek politikalar toplam talebin artırılmasını hedeflemelidir.

Dolayısıyla, dünya buhranı öncesinde geçerli olan denk bütçe anlayışı 1930'larda değişmeye

başlamış ve iktisat politikaları talep artırıcı yönde değiştirilmeye başlanmıştır.

Keynesçi yaklaşımda amaç, durgunluk içindeki ekonomiyi genişleme safhasına sokmak, devlet

harcamaları ile özel sektör harcamalarındaki yetersizlikleri gidererek ekonomiyi tam istihdam

düzeyine getirmektir (Dileyici ve Özkıvrak, 2006: www.canaktan.org). Eğer ekonomide tam

istihdamın sağlanması bütçe açığını gerektiriyorsa bu para arzı yoluyla finanse edilebileceği gibi,

borçlanma yoluyla da finanse edilebilir. ıktisadi etkileri bakımından her iki açık finansman yöntemi

arasında fark yoktur. Önemli olan bütçe açığı aracılığı ile efektif talebin uyarılmasıdır.

Keynesçi görüş çerçevesinde bütçe açıklarının finansmanı ve sonuçları standart IS-LM modeli

çerçevesinde analiz edilmektedir. Bilindiği gibi IS-LM modeli, bir kapalı ekonomideki marjinal tüketim

eğilimi, likidite tercihi ile faiz oranları arasındaki ilişki, vergi oranı, yatırımların faizlere karşı esnekliği

gibi temel parametre ve büyüklükler veri iken, mal ve para piyasalarında eşanlı denge koşullarını

incelemektedir. Buna göre, bütçe açıklarının borçlanmayla finanse edilmesi durumunda açığın

finansmanı için ihraç edilen kamu kesimi borçlanma kâğıtlarının nemaları özel kesimin servetinde bir

artışa neden olacaktır. Söz konusu artış, mal piyasasında genişletici etki yaratacaktır. Teknik bir

anlatımla, IS eğrisi sağa kayacaktır.

Diğer taraftan, ekonomide gelir artışına bağlı olarak işlem amaçlı para talebi de artacaktır. Para

talebinin artması, ceteris paribus varsayımı altında para piyasasında daralmaya yol açacak, yani LM

eğrisini sola kaydıracak ve sonuçta faizler yükselecektir. Faizlerin yükselmesi, dışlama etkisini ortaya

çıkaracaktır. Milli gelirde ne gibi bir artış ya da azalış olacağı, özel kesimin servetindeki artışın mal ve

para piyasalarında ortaya çıkardığı etkilerin büyüklüğü tarafından belirlenecektir. Eğer bu kesimin

servetindeki artışın mal piyasası üzerindeki etkisi para piyasası üzerindeki etkisinden büyükse, bu

durumda milli gelir üzerindeki net etki daha yüksek olacaktır.

Keynesçi bütçe açıkları üzerindeki tartışmalar, dışlama etkisi üzerinde odaklaşmaktadır. Keynesçiler,

bütçe açıklarının özel yatırımları dışlama etkisinin çok küçük ve önemsiz olduğunu savunurlar. Onlara

göre, ekonomi eksik istihdamda ise -ki varsayım gereği öyledir- bütçe açıkları daraltıcı para politikası

uygulanmadığı sürece dışlama etkine yol açmaz. şöyle ki, tasarruf paradoksu bağlamında toplam

tasarruflardaki bir artış milli gelirden sızıntıların artmasına yol açmak suretiyle toplam talebi düşürür.

Toplam talepteki düşüş, üretimin azalması ve işsizliğin artması şeklinde kendini gösteren durgunluk

anlamına geldiğinden devlet vergileri düşürmek veya harcamaları arttırarak, teknik bir anlatımla açık

bütçe politikasıyla, toplam talebi canlandırabilir. Senaryo gereği, açık bütçe uygulaması sonucu artan

toplam talep özel yatırımların verimliliğini artıracak ve böylece yatırımlar ivme kazanmış olacaktır.

Sonuçta faizler yükselse bile yatırımlar bundan etkilenmeyecek ve dışlama etkisi ortaya

çıkmayacaktır. Ancak ekonomi tam istihdama yaklaştığında dışlama etkisi yavaş yavaş kendisini

gösterecektir.

Keynesçi iktisatçılar, borçlanma ile sağlanan kaynakların kendi kendini finanse eden yatırımlar için

kullanıldığı sürece, bütçe açıklarının borçlanmayla finansmanının gelecek nesiller üzerine herhangi bir

yük getirmeyeceğini de iddia etmektedirler. Aksi halde, gelecekte borç yükü ve dolayısıyla vergi yükü

artacaktır. Ancak, S.Blinder, R. Solow, Modigliani, ı.Tobin, W.Buiter, B.Friedman, R.Brunberg,

A.Lerner ve M.Feldstein gibi Keynesçi iktisatçılar bireylerin gelecek vergi yükümlülüklerini algılamada,

yakın gelecekte meydana gelebilecek olguları anlamakta yetersiz olduklarını, yada algılama tam olsa

bile, bireylerin bencil bir yaklaşım sergileyerek vergilerden kaçınacağını ileri sürmektedirler. Bu

durum, devlet tahvillerinin tamamının bireylerin net servetlerinin bir parçasıymış gibi algılamalarına

neden olmaktadır (Özbilen, 2006: www.econturk.org).

Keynesçilere göre borçlanma, açık bütçe politikasının bir aracı olduğu kadar, ekonomide dengeyi

sağlamanın da bir unsurudur. Bu sebeple borçlanma gelecek nesiller üzerinde yeni yük

doğurmayacak; aksine, milli gelirin artmasına ve işsizliğin azalmasına katkı sağlamak suretiyle gelecek

nesiller üzerindeki borç yükünü hafifletecektir.

2.3. Monetarist (Paracı) Yaklaşım

Dünyada 1970'li yıllarda enflasyon ve işsizlik, kamu harcamalarındaki önlenemez artışlar ve bütçe

açıkları gibi ekonomik sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Bu durum, temelinde liberal görüşün ağırlık

bastığı Keynesçi iktisada alternatif yeni iktisadi düşünce akımlarını ortaya çıkarmıştır. Bu akımlardan

birisi Nobel ekonomi ödüllü Amerikalı iktisatçı Milton Friedman öncülüğünde geliştirilen Monetarist

iktisadi yaklaşımdır.

Monetarist görüşe göre, bütçe açığının vergilerle veya halka devlet tahvili satılarak borçlanmayla

finanse edildiği durumda, ekonomide ödünç verilebilir fon talebi artacak ve faiz oranları

yükselecektir. Faiz oranlarındaki artış, yatırımlar için bir maliyet unsuru taşıdığından özel sektör

yatırımları daralacaktır. Bu durumda özel sektör harcamaları kamu harcamalarındaki artış kadar

azalırken, toplam harcama veya milli gelir düzeyinde bir değişme olmayacaktır (Kaldor ve Trevithick,

1981'den aktaran; Orhan, 1989:71).

Ayrıca Friedman, kamu tahvilleri ile özel sektör tahvil ve hisse senetlerinin ikame durumlarının

oldukça fazla olduğunu açıklamaktadır. Kamu, tahvil ihracı yolu ile finansmanını gerçekleştirdiğinde,

hem özel kesimin piyasadan bulabileceği fonları azaltacak, hem de faiz haddinde sebep olacağı

yükselme nedeniyle bu fonların maliyetini artıracaktır. Sonuç olarak, kamu sektörü tahvilleri piyasada

özel sektör tahvil ve hisse senetlerinin yerine geçecek ve bir süre sonra üretimde ve dolayısıyla

gelirde azalmalar oluşacaktır. Bu mekanizmaya portfolio crowding out adı verilmektedir (Friedman,

1972'den aktaran; Kesbiç ve Bakımlı, 2004:40).


Sonraki Konu :


Duyuru

Facebook sayfamiza üye olun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalismalari devam etmektedir.
Görüs ve önerilerinizi bizimle paylasabilirsiniz ! mail adresimiz : endustrimuhendisligi@hotmail.com