» Isletmeler Acisindan Sürdürülebilir Üretim Stratejileri -1

Yayinlanma Zamani: 2011-12-22 18:35:00





Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Mustafa Kemal University Journal of Social Sciences Institute
Yıl/Year: 2010 ¨ Cilt/Volume: 7 ¨ Sayı/Issue: 14, s. 63 - 86
SÜRDÜRÜLEBiLiRLiK KAVRAMI VE iSLETMELER AÇISINDAN SÜRDÜRÜLEBiLiR ÜRETiM STRATEJiLERi
Yrd. Doç. Dr. V. Alpagut YAVUZ
Mustafa Kemal Üniv. iktisadi ve idari Bilimler Fakültesi, isletme Bölümü
Özet
Son yıllarda dünyada yasanan iklimsel ve çevreyle ilgili degisimlerin etkileri ve nedenleri birçok kavramla birlikte sürdürülebilirlik kavramının da görünürlügünü arttırmıstır. Sürdürülebilirligin saglanabilmesi konusu farklı bilim dalları kapsamında birçok boyutuyla ele alınmaktadır. Uygulama
açısından isletme faaliyetleri içinde, özellikle üretim süreçlerinin yönetilmesinde mevcut teori ve
yaklasımların bir çatı altında toplanıp irdelenmesi geregi ortaya çıkmıstır. Bu sebeple bu çalısmada
önce sürdürülebilirlik kavramı çesitli boyutlarıyla ele alınmıs; ekonomi bilimi içerisinde kalkınma
boyutu incelenmis ve ardından sürdürülebilirligin degerlemesi konusu incelenmistir. Daha sonra
sürdürülebilirligin üretim faaliyetleri açısından ne ifade ettigi ayrıntılı olarak irdelenmis ve isletmeler
açısından üretimin sürdürülebilir kılınması için kullanılan güncel stratejiler belirlenip bes ana yaklasım
çatısı altında sınıflandırılarak incelenmistir. Bunlar sırasıyla doga kapitalizmi yaklasımı, çevre odaklı
stratejiler, temiz üretim yaklasımı, yesil üretim yaklasımı ile yalın ve yesil yaklasımıdır. Temel sorun,
bu yaklasımların nasıl uygulanacagı ve isletme bünyesi tarafından nasıl kabul edilecegidir. Bu sorun
dikkate alındıgında ve modern üretim yönetimi yaklasımlarına uygulamada yön veren en yaygın
anlayısın da yalın düsünce ürünü olması göz önüne alındıgında, bu çalısmada ele alınan
sürdürülebilir üretim stratejileri arasında yalın ve yesil yaklasımı öne çıkmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, sürdürülebilir üretim, üretim stratejileri
CONCEPT OF SUSTAINABILITY AND SUSTAINABLE PRODUCTION STRATEGIES FOR
BUSINESS PRACTICES
Abstract
The developments experienced recently related to climate and environmental changes have
increased the visibility of sustainability as a concept. Different dimensions of sustainability achievement
have been the topic of different disciplines. In terms of its application in business activities, especially in
production process management, there has been a crucial need for a systematical organization of
existing theories and approaches. For this purpose, in this study, the concept of sustainability is analyzed
with regard to its various aspects; its developmental dimension is investigated within the field of
economics; and the its valuation and reporting is examined. Then, the meaning of sustainability for
production activities is discussed in detail and strategies used in achieving sustainability in production
are presented and categorized under five approaches. These five approaches are analyzed under the
titles of nature capitalism, environmentally conscious strategies, clean production approach, green
production approach and lean and green approach. The main problem, however, remains to be how
these approaches and strategies are going to be received and applied by business organizations.
Taking this real-life problem into account and considering that lean thinking has been the most common
guiding principle of modern production management; lean and green approach appears to be the most
prominent among the sustainable production strategies discussed in this study.
Key Words: Sustainability, sustainable production, production strategies

Giris
Son yıllarda, iklimsel felaketlerin sıklıgı ile gündeme gelen iklimin degismekte
oldugu konusundaki tartısmalar son bulmus ve bu tür degisimlerde artık geri dönüsü
olmayan noktaya ne kadar yaklasıldıgı tartısılmaya baslanmıstır. 2007 yılında
Birlesmis Milletler’in Devletlerarası iklimsel Degisimler Panelinde (IPCC) bilim
adamları, bu degisime en büyük katkının karbondioksit gaz salınımlarından
kaynaklandıgını ortaya koymus ve bu gaz salınımındaki artısın tamamına yakınına
da insanların sebep oldugunu vurgulamıslardır.1 Bu durum, toplumların, devletlerin
ve isletmelerin her anlamıyla sürdürülebilirlik kavramına olan ilgisini arttırmıs ve bu
konu ile ilgili politika ve stratejiler tartısılmaya baslanmıstır. Sürdürülebilirlik,
isletmeler söz konusu oldugunda çok farklı açılardan ele alınabilir. Örnegin üretimde
sürdürülebilirlik kavramı genellikle üretim sürecinde çevreye verilen zarar ve
olumsuzluklar karsısında ortaya atılmıstır. isletmelerin sosyal sorumlulukları geregi
bu olumsuzlukların giderilmesi amacıyla gelistirdikleri stratejiler ve yaklasımlar uzun
vadede isletme faaliyetlerinin devamlılıgı göz önüne alındıgında sürdürülebilirligi
gündeme getirmistir. Bu anlamda, üretim fonksiyonu çerçevesinde ürünün
tasarımından malzemenin geri kazanımına kadar süren asamalarda farklı
yaklasımlar ve stratejiler gelistirilmesinin gerekliligi kaçınılmaz olmustur. Bu
yaklasımların bütünü sürdürülebilir üretim kavramıyla ifade edilebilir. Sürdürülebilir
üretim yaklasımları, üretim sürecinin insan unsuruna etkilerinin ortadan kaldırılması
veya azaltılması; üretim sürecindeki atıkların azaltılması; üretilen ürünlerin geri
dönüsebilirliginin arttırılması ve tasarım süreçlerinin bu bakıs açısıyla yönlendirilmesi;
malzeme ve enerji tasarruf edici üretim süreçlerinin gelistirilmesi konularını içerir.
Bu bölümde ilk olarak sürdürülebilirlik kavramı çesitli boyutlarıyla
tanımlanacaktır. Daha sonra, sürdürülebilirlik kavramının ekonomi boyutunda ele
alındıgı sürdürülebilir kalkınma ve isletmeler açısından sürdürülebilirligin degerlemesi
konuları incelenecektir. Son olarak, sürdürülebilir üretim stratejileri sürdürülebilirlik
kavramına olan farklı bakıs açıları temelinde ele alınacaktır.
Sürdürülebilirlik Kavramı
Sürdürülebilirlik kavramı genel anlamıyla belirsiz bir süre boyunca bir durum
veya sürecin sürdürülebilme kapasitesini ifade eder (WordNet, 2008). Bu genel
anlamıyla sürdürülebilirlik birçok farklı sekillerde algılanabilmekte ve
tanımlanabilmektedir. Sürdürülebilirlik, temelde ekoloji ve ekolojik sistemlerin
fonksiyonlarını, süreçlerini ve üretkenligini gelecekte de devam ettirebilme yetenegi
olarak algılanmaktadır (Chapin, Torn ve Tateno, 1996: 1017). Dünya kaynaklarının
ve çevrenin insan faaliyetleri sonucu tükenme sınırına dogru ilerledigi konusunda artık genel bir görüs birligi bulunmaktadır (Turner, 2008: 397). Bu açıdan ele
alındıgın da sürdürülebilirlik ancak doganın sundugu kaynakların kendiliginden
yenilenebilmelerine olanak tanıyacak hızda kullanılmasıyla saglanabilir. Sosyal
açıdan sürdürülebilirlik, bugünkü insan neslinin ihtiyaçlarını gelecek kusakların ihtiyaç
karsılama olanaklarını zedelemeden karsılamak olarak ifade edilebilir (United
Nations [UN], 2008). Kavram, ekonomi açısından degerlendirildiginde, sürdürülebilir
kalkınma kavramıyla birlikte ele alınarak, üretim sürecinde yenilenebilir kaynaklara
yönelmek ve üretim faaliyetinin çevreye olan etkilerinden sorumlu olmak olarak
tanımlanabilir.
Sürdürülebilirlik tanımları bunlarla da sınırlı degildir; kavram, yasamsal
faaliyetlerin tümü içinde kendine yer buldugundan birçok konuyla bir arada kullanılıp
farklı anlamlar yüklenebilir. Örnegin ormanların, sulak alanların sürdürülebilirligi,
sürdürülebilir kentler, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir mimari vb. gibi kullanımlar,
sürdürülebilirlik konusunu, üzerinde çok tartısılan karmasık bir kavram haline
dönüstürmüstür. Kimileri için ise bu kavram birçok konuyla (sürdürülebilir kalkınma,
sürdürülebilir büyüme, sürdürülebilir ekonomiler, sürdürülebilir toplumlar,
sürdürülebilir tarım vb.) gereksiz yere bir araya getirilerek kullanılmaktadır (Davis,
2008). Ayrıca dikkate alınan konuya göre sürdürülebilirlik kavramının farklı stratejiler
gerektirmesi de herkes tarafından kabul edilen bir tanımın yapılmasını
güçlestirmektedir.
Sürdürülebilir Kalkınma
Sürdürülebilirlik ifade edilirken çogunlukla ekonomik kavramlarla beraber ele
alınmıstır. Bu sebeple sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma çogu zaman es
anlamlı kullanılmıstır. Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun yaptıgı tanımda
sürdürülebilir kalkınma kavramı “bugünün insan ihtiyaçlarını gelecek nesillerin kendi
ihtiyaçlarını karsılama yeteneklerini feda etmeden karsılanabilmesi” (UN, 1987)
olarak ifade edilmektedir. Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun tanımından
hareket edildiginde sürdürülebilirlik, insan faaliyetlerinin bütünü üzerinden
saglanabilmekte, bu ise çok farklı konuları kapsamaktadır. Birlesmis Milletlerin 2005
Dünya Zirvesinde sürdürülebilir kalkınma üç alt baslıkta tanımlanmıstır; ekonomik
kalkınma, sosyal kalkınma ve çevrenin korunması (UN, 2005: s.12).
Ekonomik kalkınma açısından sürdürülebilirligin saglanması, dünya
kaynaklarının sınırlı olması sebebiyle ekonomik faaliyetler açısından kaynak
kullanımında duyarlılıgı gerektirmektedir. Sosyal kalkınma açısından sürdürülebilirlik,
salt tüketim toplumundan çevreye duyarlı ve bu bilinçle tüketim yapan toplumlara
dönüsümü ifade etmektedir. Çevrenin korunması açısından sürdürülebilirlik ise, çevre
ile etkilesimde çevreyi en dogal halinde tutabilecek davranıslar sergilemek ve insan
faaliyetleri sonucu zarar gören veya yok olan ekolojik çevreyi geri kazanım
faaliyetlerinde bulunmak olarak tanımlanabilir.

Birlesmis Milletler bünyesinde sürdürülebilir kalkınma konusuna büyük önem
verilmektedir. Ülkelerin konuya gereken önemi göstermesini ve yöneticilerin ulusal
düzeyde sürdürülebilir kalkınmayı destekleyici politikalar gelistirmesini saglamak
üzere bir takım göstergeler gelistirilmistir. Bu göstergeler Tablo 1’de belirtilen konu
baslıkları altında ele alınmaktadır. Görüldügü gibi sürdürülebilir kalkınma sosyal,
ekonomik ve çevreyle ilgili birçok konuyu kapsayan bir olgu haline gelmistir.
Tablo 1: Birlesmis Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Temaları

• Fakirlik
• Yönetim
• Saglık
• Egitim
• Demografik
• Dogal hava degisiklikleri
• Atmosfer
• Karalar
• Okyanuslar, denizler ve kıyılar
• Tatlı su
• Biyolojik Çesitlilik
• Ekonomik kalkınma
• Küresel ekonomik ortaklık
• Tüketim ve üretim kalıpları

 

Not. United Nations tarafından yayınlanmıs olan “Indicators of Sustainable
Development: Guidelines and Methodologies” (s. 9) (October 2007) adlı çalısmadan
alınmıstır.
Öte yandan, çevre ve iklimle ilgili son yıllarda yasanan olumsuzluklar, klasik iktisat
teorilerinin artık tek basına yeterli olmadıgını ortaya koymustur. Bu eksikligin ekolojik
iktisat olarak ifade edilen yaklasımlarla giderilebilecegi düsünülmüstür. Ekolojik iktisat,
ekonomiyle ekosistemin birbirine olan baglılıgını arastıran disiplinler ötesi bir bilimsel
arastırma dalı olarak ifade edilebilir. Bu alanın öncülerinden Herman E. Daly’e (2007:
86) göre üretim süreçlerinin sadece doga açısından iyiyi üretmesi mümkün degildir,
iyinin yanında kötünün de çıktı olarak üretilmesi kaçınılmazdır. Burada önemli olan bu
çıktı miktarının ekosistemin atıkları emme ve tüketilen kaynakları yenileme kapasitesini
asmaması gerekliligidir, ancak bunun saglanmasıyla “ekonomi, ekolojik açıdan
sürdürülebilir” olacaktır. Ekolojik iktisatta, ekonomik sistem; enerjinin, malzemenin ve
eko servislerin hareketlerine baglı olarak incelenir.
Doganın insan yasamını mümkün kılan hizmetleri eko servisler olarak ifade
edilir. Bir diger ifadeyle eko servisler, “insanların eko sistemden sagladıgı faydalar”
(Costanza, 2008: 350) olarak tanımlanabilir. Ticari anlamda bir maliyet olarak ifade
edilmediklerinden, üretim ve tüketim süreçlerinde politikalar gelistirilirken bu servisler
fazla dikkate alınmamaktadır. Bu durumun devam etmesi ise gelecekte dünya
üzerinde yasamın sürdürülmesini tehlikeye sokabilir (Costanza et al., 1997: 253).
Doganın sagladıgı maddesel kaynakların dısında, yedigimiz meyve, sebze ve
tahılların yetismesini mümkün kılması ve tatlı su kaynaklarının olusumu, zararlıların
sistemi yok etmesini engelleyen dengelerin varlıgı, yasanabilir iklim kosullarının
düzenlenmesi ve ayrıca insanların psikolojik ve eglence faaliyetlerine imkan
saglaması gibi insan yasamını mümkün kılan doga unsurları insan yasamını ve
dolayısıyla ekonomik sistemleri sürdürülebilir kılmaktadır. Doganın sagladıgı bu hizmetlerin satın alınan mal ve hizmetler gibi bir karsılıgı olması fikri tartısılan bir
durumdur (örn. Norgaard ve Bode, 1998). Diger yandan, yok olan eko servislerin
insan yasamının sürdürülmesini engelleyecegi düsüncesi dikkate alındıgında, eko
servislerin sınırsız bir degere sahip oldugu ileri sürülebilir. Her ne sekilde olursa
olsun eko servislerin parasal degerlerle ifade edilmesi, bu hizmetlerin kullanımını
içeren politikalar gelistirilirken dikkate alınacak kriterler içinde hesaba katılmalarını
saglayacaktır. Ayrıca, bu degerler, eko servislerin yok olması durumunda kaybedilen
degerin bir göstergesi olarak da kullanılabilir. Costanza ve arkadaslarının 1997
yılındaki çalısmalarında, yaptıkları hesaplamalara göre dünyanın sundugu eko
servisler ve dogal sermaye bedelinin ortalama olarak yıllık 33 trilyon dolar oldugunu
ve aynı tarihteki toplam dünya milli geliri olan 18 trilyon doların iki katı bir deger
yarattıgını ortaya koymuslardır.
insanoglunun doganın sundugu kaynaklardan ne kadar talep ettigi konusu
ekolojik sistemin farklı bir açıdan degerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu amaçla
William E. Rees (1992) son otuz yıldır dogayı hesaba katan ekonomik modeller
üzerinde çalısmıs ve 1992 yılında “ekolojik ayak izi” kuramını gelistirmistir. Ekolojik
ayak izi “insan nüfusunun tükettigi kaynakları üretebilmek ve atıkların emilmesi için
ne kadar su ve toprak parçası gerektigini ölçer” (Global Footprint Network, 2008). Bu
ölçüm kullanılarak insanoglunun varlıgını devam ettirebilmesi için dünyanın ne
kadarına ihtiyaç duydugu hesaplanabilmektedir. Böyle bir hesaplama bu kaynakların
daha akıllıca kullanılması için gereklidir. Global Footprint Network kurulusunun
belirttigi son rakamlara göre (Tablo 2), günümüzde insanlar, dünyanın yıllık
yenileyebileceginden daha fazla tüketmektedir: “Bir yıl içinde tüketilenleri yenilemek
için dünyanın bir yıl dört aya ihtiyacı vardır” (Global Footprint Network, 2008). Bu
verilerden anlasılacagı gibi mevcut tüketim alıskanlıkları ve kullanılan üretim
teknolojileriyle uzun dönemde insan yasamının sürdürülmesinden söz etmek
mümkün görünmemektedir. Öyleyse, doganın sundugu bu kaynaklardan
faydalanırken dogada yaratılan uzun dönemli etkilerin de dikkate alınması
gerekmektedir. Bu ise, ancak bu kaynakların her türlü insanoglu faaliyeti içinde nasıl
bir degerlemeye tabi tutulması gerektigi sorusunu gündeme getirmektedir.
Tablo 2: Toplam ekolojik ayakizi, 2005

Not. B. Ewing, S. Goldinger, M. Wackernagel, M. Stechbart, S. Rizk, A. Reed ve J.
Kitzes’in “The Ecological Footprint Atlas 2008” (s. 46-49) (2008, Oakland: Global
Footprint Network) adlı çalısmalarından uyarlanmıstır

Ekonomik faaliyetler söz konusu oldugunda dogayı bir çesit sermaye olarak
görmek gerekir. Her ne kadar klasik yaklasımda üretim faktörleri içerisinde doga,
sermaye dısında bir konu olarak görülse de, yeni yaklasımlarda bu anlayıs degismis
ve doganın, sermayenin bir unsuru oldugu görüsü benimsenerek doga sermayesi
kavramı ifade edilmistir. Doga sermayesi gelecege yönelik ekosistem ürünleri ve
servislerini saglayacak ekosistem stokları olarak ifade edilebilir. Doga sermayesinin
isletmeler ve insan yasamının sürekliligi için ne kadar önemli oldugunun bilincine
varmak gerekmektedir. Örnegin günümüzde Dünya Bankası, bir ülkenin gerçek
tasarruf oranını hesaplarken dogal kaynaklarını ve karbondioksit emisyonları
sebebiyle ekolojiye verdigi zararı dikkate almaktadır.
insanoglu doganın ekonomik faaliyetler içindeki önemini ancak, sagladıgı eko
hizmetlerin yok olmasında meydana gelen zararlar ile anlamaya baslamıstır.
Örnegin, ormansızlasma ve küresel ısınmaya baglanan kötü hava sartları sebebiyle,
1998 yılında dünya çapında meydana gelen hasarlar önceki 10 yıllık dönemde
yasanan zararların toplamını asarak 90 milyar doları geçmistir (Hawken, Lovins ve
Lovins, 2000: 19). Bu zararların ortaya çıkardıgı maliyetler görüldükçe doga
sermayesini dikkate alan ekonomik modeller tartısılmaya baslanmıstır. Bunlar içinde
dikkat çeken ekonomik model, Paul Hawken, Amory Lovins ve Hunter Lovins’in Doga
Kapitalizmi dir. Doga kapitalizminde doga korunurken olusacak kar ve rekabet
gücünün, isletmelerin üretim süreçlerine farklı yaklasmaları sayesinde
saglayabilecegi ileri sürülmektedir (Lovins, Lovins ve Hawken, 2007: 174). Bu
yaklasımların neler oldugu sürdürülebilir üretim stratejilerinin incelendigi bölümde ele
alınacaktır.


1 Daha fazla bilgi için IPCC (Devletlerarası iklimsel Degisimler Paneli) raporlarına bakınız.
http://www.ipcc.ch/ipccreports/assessments-reports.htm

2 Yatırımcıların çevreye duyarlılıkları arttıkça birçok ülkede halka açık sirketlerin periyodik olarak
SH&E gibi çevre raporları düzenledikleri gözlemlenmektedir.
3 Örnegin, 1969 yılında ABD’de yürürlüge giren Ulusal Çevre Politikası Kanunu (National
Environmental Policy Act) kapsamında dünya ile tanısan ve gerek ABD, gerek AB ülkeleri, gerekse
diger dünya ülkelerinde halen en etkin çevre yönetim aracı olarak yerini alan Çevresel Etki
Degerlendirmesi (ÇED), ülkemizde 7 Subat 1993 tarihinden bu yana uygulanmaktadır. Türkiye’de
saglam bir çevre yönetimi olusturmanın esas temelini ÇED sürecinin yasal, kurumsal ve teknik
altyapı açısından güçlendirilmesi teskil etmektedir.
4
Duvarcı ustasının yaptıgı evin yıkılması sonucu ev sahibinin ölmesi durumunda, ölümle cezalandırılmasını emreder.

 

Sonraki Konu :


Duyuru

Facebook sayfamiza üye olun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalismalari devam etmektedir.
Görüs ve önerilerinizi bizimle paylasabilirsiniz ! mail adresimiz : endustrimuhendisligi@hotmail.com