» Isletmeler Acisindan Sürdürülebilir Üretim Stratejileri -2

Yayinlanma Zamani: 2011-12-22 18:23:00





Sürdürülebilirlik Degerlemesi
Toplumsal düzeyde sürdürülebilirlik konusunda bilinç arttıkça; yatırımcıların2, müsterilerin ve devletlerin3 isletmelerden bu konudaki beklentileri gündeme gelmektedir. isletmelerin faaliyetlerinden dolayı sorumlu tutulmaları aslında M.Ö. 2. yy. da ilk kez Hammurabi kanunlarında4 yer almıstır (Hale ve Hovden, 1998: 129).
Günümüzde McKinsey and Co. tarafından yapılan anketlerde (Bonini, McKillop ve Mendonca, 2007a; Bonini, McKillop ve Mendonca, 2007b) artık müsterilerin isletmelere olan güven düzeyinin azalmakta oldugu ve sirketlerin ortaklarına karsı yükümlülüklerinin toplum için yaratılan faydaya katkılarıyla dengeli olması gerektigi konularında müsterilerin görüs birligi içinde bulundukları tespit edilmistir (Hill, 2007: 2). Bu dogrultuda isletmelerin degerlendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıstır. Bu beklentileri karsılamak amacıyla 1989 yılından baslayarak dünyada giderek artan sayıda halka açık isletmelerin periyodik olarak yayınladıkları finansal raporlar
dısında, çevreyle, toplumla ve sürdürülebilirlikle ilgili politikalarını ve yarattıkları
etkilerini raporlamaya basladıkları gözlemlenmektedir (Kolk, 2004: 51-64). Bu
raporlar için henüz ülkelerde, proje asaması dısında, yasal bir zorunluluk ve bir
standart veya format bulunmamaktadır (bu çalısmalar farklı ülkelerde çevre raporu,
güvenlik, saglık ve çevre raporu gibi farklı isimlerle anılmaktadır). Bu amaçla 1997
yılında olusturulan Küresel Raporlama Girisimi (Global Reporting Initiative-GRI) gibi
yaklasımlarla bir standart ve format olusturulmaya çalısılmaktadır. Küresel
Raporlama Girisimi’nin amacı, sirketlerin ekonomik, çevresel ve toplumsal
performansları hakkındaki raporlarını dogru ve güvenilir bir biçimde olusturmalarına
yol gösterecek ve raporlama konusunda dünya çapında uyum saglayacak bir sistem
gelistirmektir (GRI, 2008). Küresel Raporlama Girisimi, bu amaca ulasmak için
sürdürülebilirlik raporları konusunda bir kılavuz olusturmus ve bu kılavuzu yürürlüge
koyarken çok genis kitlelerle isbirligi yaparak açık diyalog yoluna gitmistir. Bugün
dünya çapında 1500 isletme bu girisimin formatını kullanmaktadır. Fortune 500
listesindeki 50 firma da formatı benimseyen isletmeler arasındadır (Etzion ve Ferraro,
2006: 8).
Sürdürülebilirlik raporları isletmelerin sürdürülebilirligi kapsamında ele
alındıgından sadece çevreyle ilgili olmayıp sosyal, ekonomik ve yönetsel açıdan da
bir degerleme içermektedir (Hill, 2007: 1). Yakın gelecekte isletmelerin bu veya
benzeri sekillerde topluma karsı sorumlulukları çerçevesinde gerçeklestirdikleri
faaliyetlerini mali bilançolar gibi periyodik olarak raporlamak zorunda kalacakları
kaçınılmaz görünmektedir. Daha simdiden bazı isletmeler bütün bu çabaların firma
faaliyetleri içinde yönetilmesi için, Kurumsal Sürdürülebilir Kalkınma Direktörlügü vb.
unvanlar altında yöneticiler çalıstırmaktadır.
Üretim Sürdürülebilirliginin Degerlemesi
Üretim süreçlerinin sürdürülebilirliginin ve çevreye etkilerinin
degerlendirilmesinde “yasam çevrim analizi” kullanılmaktadır. Yasam çevrim analizi,
hammaddelerin kazanımından baslayarak ürünlerin üretimlerinin tamamlanıp,
kullanıldıktan sonra ıskartaya çıkmasına kadarki üretim sürecini takip etmektedir
(Culaba ve Purvis, 1999: 435). Yasam çevrim analizi yöntemi ISO 14000 çevre
yönetim sistemi standartlarının bir parçası olarak kullanılmaktadır. ISO 14040:2006
yasam çevrim analizinin ilkelerini ve sistemini açıklamakta, ISO 14044:2006 ise
gereklerini ve ana hatlarını içermektedir (ISO, 2008).

Yasam çevrim analizi baslıca dört adımda gerçeklestirilmektedir (ISO, 2006: vvi).
Birinci adımda yapılacak çalısmanın amacı ve çerçevesi belirlenir. Ayrıca bu
adımda çevreye olan ne tür etkilerin ölçülecegi ve bunlar için hangi metotların
kullanılacagı belirtilir. ikinci adımda ürün sisteminin modellemesi için gerekli verilerin
tanımlanması, toplanması ve verinin dogrulaması sonrasında modelin olusturulması
gerçeklestirilir. enm.blogcu.com islemlerin çevreyle ilgili ve teknik konularında toplanan her türlü miktarlar, verileri olusturur. Bu adımdaki islemlerde genellikle bu amaç için hazırlanmıs yazılımlar kullanılmaktadır (yapılan anket çalısması sonucunda (Cooper
ve Fava, 2006: 13) en çok kullanılan iki yazılımın GaBi Software ve SimaPro oldugu
ortaya çıkmıstır). Bu adım sonunda ilgili bütün islemler için çevre açısından tüm girdi
ve çıktı bilgileri hazırlanmıs olur. Üçüncü adımda yasam çevrimi etki degerlemesi
yapılır. Bu degerlemede islemlerin, küresel ısınma gibi birçok kategoriye olan katkısı
degerlendirilmeye çalısılır. Son adımda ise bulgular yorumlanır. Bu degerlemede,
farklı durumlar göz önüne alınarak, amaçlar ve çizilen çerçeve için duyarlılık ve
belirsizlik analizleri yapılır.
Sürdürülebilir Üretim Stratejileri
Günümüzün tüketime dayalı ekonomileri, beraberinde tüketim toplumları
yaratmıstır. Bu yapı devam ettikçe ve refah düzeyleri arttıkça toplumlar artan oranda
ürün talep edeceklerdir. Fakat bu durum elbette üretimle ilgili çevresel sorunlara da
yol açacaktır. Jack Jeswiet (2007: 29-30) çevreye duyarlı üretimle ilgili olarak önem
kazanan unsurları söyle sıralamaktadır:
• Çevre sorunları meydana gelecektir çünkü insanlar ürünleri talep etmekte
ve ihtiyaç duymaktadırlar.
• Tüketici sayısı keskin bir sekilde düsmeyecek ve tüketim alıskanlıkları ani
bir biçimde degismeyecektir.
• Modern toplumda kitle üretim bir standarttır.
• Bütün ürünler tasarlanır.
• Bütün tasarımlar üretilir.
• Her ürün tasarımının çevresel bir etkisi vardır.
• Her üretim sürecinin çevresel bir etkisi vardır.
• isin basında dogru tasarımı yapmak önemlidir.
• Tasarımcı tasarım asamalarının bütününde muhtemel çevresel etkileri
düsünmek zorundadır.
• Dogaya adil davranılmadıgı takdirde sonuçlarına katlanmak gerekir.
Bu gerçeklere göre, çevreye duyarlı üretim, kaçınılmaz bir gerekliliktir. Hakim olan
genel görüs; isletmelerin çevreye duyarlılıgının arttırılması ve çevreye verilen zararın
sıfıra indirgenmesi için devletlerin uygulayacagı yasal yaptırımların isletmeler açısından ya ekolojik olmak ya da ekonomik olmak gibi bir zıtlık yaratması seklindedir. Bu görüse
karsı Michael E. Porter ve Claas van der Linde (1995: 120) “dogru tasarlanmıs çevresel
standartların bir ürünün toplam maliyetini azaltan veya degerini arttıran inovasyonlar”
doguracagını ifade etmislerdir. Baska bir degisle, yazarlar belirtilen inovasyonların,
hammadde, enerji ve isçilik gibi çesitli girdilerin daha üretken kullanımını saglayarak
çevreye olumsuz etkilerin azaltılması için yapılacak harcamalardan daha fazla bir deger
yaratıp firmaların rekabet üstünlüklerini arttıracagını ve bu konudaki çıkmaza da son
verecegini ileri sürmektedirler. Porter ve van der Linde örnek olarak (1995: 121)
Hollanda’nın çiçek endüstrisindeki basarısını dile getirmislerdir. Küçük alanlarda çiçek
yetistirmek, kullanılan tarımsal ilaçlar ve gübrelerle topragı ve yeraltı sularını
kirletmektedir. Bu etkileri azaltmak ve giderek artan sayıda sınırlayıcı kurallarla basa
çıkmak için üreticiler çareyi çevreye etki etmeyen kapalı bir sistem inovasyonu
yapmakta bulmuslardır. Bugün için gelismis çiçek seralarında çiçeklerin toprakla hiçbir
teması bulunmamakta; bitkiler su ve kaya yünü içinde yetistirilmektedir. Böylece zararlı
istilası gibi risklerden korunmus olmakta, dolayısıyla tarımsal ilaçlama ve gübreleme
kullanımına olan ihtiyaç da azalmaktadır.
isletmelerin çevreye olan etkilerini azaltma çabalarının dogacak maliyetler
açısında olumsuz degil, tam tersi karlılık açısından olumlu sonuçlar doguracagı artık
birçokları tarafından desteklenen bir fikirdir. Örnegin, Andrew King ve Michael Lenox,
(2001) isletmelerin çevre ve finansal performansı arasındaki iliskiyi inceleyen 639
halka açık üretim isletmesi üzerinde yaptıkları çalısmada; çevre performansı düsük
firmaların, finansal açıdan da düsük performans gösterdiklerini tespit etmislerdir. Bu
ve benzeri tespitlerin giderek artması, artık üretim süreçlerinde çevre iliskisi ve
dolayısıyla üretimin sürdürülebilirligi konusunu isletmeler için dikkate alınması
gereken önemli bir ölçüt haline getirmistir.
Bu bölümde sürdürülebilir üretim stratejileri, farklı sürdürülebilirlik bakıs açıları
düzeyinde incelenerek sırasıyla; doga kapitalizmi, çevre odaklı stratejiler, temiz
üretim, yesil üretim, yalın ve yesil yaklasımı baslıkları altında ele alınacaktır.
Doga Kapitalizmi Yaklasımı
Doga kapitalizmi, isletmeleri sürdürülebilir stratejiler gelistirmeye tesvik edecek
bir yaklasım olarak Paul Hawken ve arkadasları (2000) tarafından gelistirilmis bir
stratejidir. Uygulanacak yaklasımla isletmeler yerküreyi korumakla kalmayıp karlılıgı
ve rekabet gücünü de arttırabileceklerdir. Bunun için isletme faaliyetlerinde birbiriyle
bagıntılı dört konuda degisim saglanmalıdır (Lovins, Lovins ve Hawken, 2007: 174-
175). Bu konular; dogal kaynak üretkenligini arttırmak, kapalı devre üretim sistemleri
kullanmak, çözüm temelli is modellerini benimsemek ve doga sermayesine yeniden
yatırım yapmak olarak sıralanmıstır. Amory B. Lovins ve arkadasları (2007)
isletmelerin ilk olarak üretim sistemlerinde ve islemlerde her türlü enerji, su ve
malzeme kayıplarından kurtulması gerektigini savunmuslardır. Bunu karlılık ekseninde saglamak için kullanılabilecek iki yol bulundugunu belirtirler: Sil bastan
yeni bir endüstriyel sistem bütünü tasarlamak ve dogal süreçlere ve malzemelere
dayalı eski teknolojileri yenileriyle degistirmek.
Tablo 3: Çevre düzenlemelerinin rekabetçi sonuçları

 

Not. M.E. Porter ve C. van der Linde’nin “Yesil ve Rekabetçi”, (s. 146-147) (2001, is
ve Çevre: Harvard Business Review Dergisinden Seçmeler, (Çev.: Ahmet Kardam)
istanbul: Mess Yayınları) adlı çalısmalarından alınmıstır

Sil bastan yeni bir endüstriyel sistem bütününü tasarlamak ancak devrim
niteliginde düsüncelerin uygulamaya konmasıyla saglanabilir. Örnegin yalın üretim
bu anlamda birçok kayıptan kurtulmak için kullanılabilecek temel bir yaklasım olabilir
(Lovins, et al., 2007: 176). Diger bir yol olan eski teknolojilerin çevre dostu olanlarla
degistirilmesi (Tablo 3’te farklı endüstrilerden örnekler verilmistir), yeni bir sistem
tasarlamaktan daha kolay uygulanabilir bir yaklasım gibi gözükmektedir. Ancak
uygulamada, eskileriyle degistirilecek olan çevre dostu teknolojilerin varlıgından ve
kullanılabilir olmasından çok bu yeni teknolojilerin nasıl uygulanacakları ve daha da
önemlisi mevcut uygulamalara nasıl adapte edilecekleri gibi sebepler yüzünden bu
yaklasım tam olarak gerçeklestirilememektedir (Baldwin et al., 2005: 887).
Bu konuda en iyi örnek otomobil sektörüdür. Mevcut çevreci teknolojilerin
kullanımıyla artık çevreyi kirletmeyen, yüksek performanslı her türlü aracın5 üretimi
mümkündür. Honda, Toyota ve GM gibi birçok otomobil üreticisi ürün yelpazeleri
içinde bu tür araçlara yer vermeye baslamıslardır. Otomobil endüstrisinin petrol
tüketimine yönelik mevcut yapısı ve üretim sistemleriyle, günümüz çevre sartları
içerisinde varlıgını sürdürmesi çok zordur. Bu durum müzik endüstrisinin MP3
sıkıstırma formatı ve internet üzerinden saglanan kullanıcı paylasım sistemleri
öncesindeki durumuna benzetilebilir. Bu endüstri müziklerin CD medyası aracılıgıyla
kopyalanıp dagıtılması üzerine kurulmustu. Fakat bugün bu yapının tümden
degismeye basladıgı ve birçok müzik stüdyosunun arsivlerini internet üzerinden
bedava dinlemeye açtıgı gözlemlenmektedir. Bugün dünyanın yasadıgı ekonomik
kriz bir fırsat olarak görülmeli ve alternatif enerji kaynaklarını kullanan hibrid ve
elektrikle çalısan araçların üretimine tam olarak dönüsümün gerçeklestirilmesi
saglanmalıdır.
Kapalı devre üretim sistemlerinin kullanımıyla isletmelerin kayıplarını önleyen
yeni ürünler üretmeleri ve üretim süreçleri uygulamaları mümkün olur. Lovins ve
arkadaslarına (2007: 179) göre bu yaklasım sayesinde ve daha verimli üretim
süreçlerinin kullanılmasıyla birçok endüstri dalında uzun dönem malzeme ihtiyacı
%90 ve daha fazla oranda azaltılabilir. Kapalı devre üretimde çıktılar ekosisteme geri
dönerek dogaya karısabilmeli veya geri dönüsümü yapılarak üretime girdi olmalıdır.
Bu açıdan kapalı devre üretim sistemleri, ortadan kaldırma maliyeti yaratacak her
türlü malzemeden yoksun olarak üretimi saglayacak biçimde tasarlanmalıdır.
Motorola firmasının lehim sonrası devre kartlarının temizlenmesinde kullanılan
kloroflorokarbon gazlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırmak için temizlemeye ihtiyaç
duymayan lehim islemi gelistirmesi örnek olarak verilebilir (Lovins, et al., 2007: 179).
Xerox firması ise gelistirdigi yeniden kullanılabilen veya geri dönüsümü yapılabilen
fotokopi makineleri sayesinde 1 milyar dolar kazanç saglamıstır.

Çözüm temelli is modellerinin benimsenmesi; tüketici isteklerinin üretilen ürünün
satısıyla karsılanması yerine bu isteklerin, üretilen ürünlerin kullanımıyla beraberinde
gelen hizmetin tüketiciye sunulması ile olanak bulur. Bu modelde, müsteri ve dünya
için degil sirket için geçerli olan “ne kadar çok ürün satılırsa o kadar iyi” anlayısı,
uzun dönemde problem çözmeye ve müsteriyle uzun dönemli iliski kurmaya dayalı
hizmet modeline yenik düsecektir. Yalın düsüncenin önemli savunucularından James
Womak bu durumu çözüm ekonomisi olarak ifade etmekte ve bu yaklasımın her
zaman müsteri degerini arttıracagı ve arz edenin maliyetlerini azaltacagını ileri
sürmektedir (Lovins, et al., 2007: 180). Lovins ve arkadasları (2007: 180) bu konuda
birçok sirketin uygulamalarından örnekler vermektedir: Asansör üreticisi Schindler
asansörleri satmak yerine dikey tasıma hizmetleri kiralamasını tercih ederek
asansörlerinin düsük enerji tüketimi ve bakım masraflarından kazanç saglamaktadır.
Dow Chemical ve Safety-Kleen çözücü kimyasallar satısı yerine eritici hizmetler
kiralamasını tercih ederek, aynı çözücü kimyasalları tekrar tekrar kullanma imkanı
yakalamıs ve maliyetleri düsürmüstür.
Doga sermayesine yeniden yatırım yapmak ise sürdürülebilirligin
saglanmasında önemli bir asamadır. isletmelerin içinde faaliyet gösterdigi dogal
ortamın biyolojik kaynaklarının onarılması, desteklenmesi ve genisletilmesi
faaliyetlerine yatırım yapmaları olarak ifade edilebilir. Geçmiste etkileri hissedilmemis
olsa da, dünyanın bugünkü doga kosulları dikkate alındıgında, bozulan ekosistemin
üretimi ve maliyetleri olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmaz olmustur. Ayrıca,
toplumların bu konudaki bilinç düzeyinin artması sonucu isletmelerin çevresel
sorumlulukları açısından nasıl algılandıklarının, satıslar ve firmanın pazar degeri
üzerindeki etkisi de bilimsel olarak birçok çalısmada kanıtlanmıstır (
Russo ve Fouts,
1997; Orlitzky, Schmidt ve Rynes, 2003; Lou ve Bhattacharya, 2006).

 

2 Yatırımcıların çevreye duyarlılıkları arttıkça birçok ülkede halka açık sirketlerin periyodik olarak
SH&E gibi çevre raporları düzenledikleri gözlemlenmektedir.

5 Örnegin Tesla Motors’un üretmeye basladıgı spor otomobil %100 elektrikle çalısan bir motora
sahiptir. Otomobil, akülerinin bir dolumda 390 km kat edebilmekte ve 0’dan 100 kilometreye 3,9
saniyede ulasabilmektedir. http://www.teslamotors.com/

 

Sonraki Konu :


Duyuru

Facebook sayfamiza üye olun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalismalari devam etmektedir.
Görüs ve önerilerinizi bizimle paylasabilirsiniz ! mail adresimiz : endustrimuhendisligi@hotmail.com