» Küresel Kriz ve Türk Bankacılık Sektörüne Yansımaları -6



Kaynak: TBB, BDDK, TCMB Şekil 13. Sorunlu Kredilerin Gelişimi Küresel ekonomik kriz nedeniyle bankacılık sektörü kredi kalitesinde görülen aşağı yönlü hareketin, 2010 yılı sonu itibarıyla sona erdiği gözlenmektedir. Takipteki alacak tutarı 2010 yılında aşağı yönlü bir eğilim içine girmiştir. 2010 yılı sonunda, brüt takipteki alacak tutarının 2009 yılına göre %8,8 oranında azalmıştır. Söz konusu azalışa kredilerde gözlenen büyümenin de eklenmesi, takibe dönüşüm oranının 2010 yılı sonu itibarıyla %3,7’ye gerilemesine yol açmıştır. Kredi kalitesinde gözlenen iyileşme, kredi türleri itibarıyla da kendini göstermektedir. 2010 yılı itibarıyla KOBİ kredileri, bireysel krediler ve ticari kredilerin tahsili gecikmiş alacak değerlerinde sırasıyla %4,3, %7,2 ve %5,1 oranlarında düşüş gerçekleşmiştir. Söz konusu kredilerin 2010 yılı sonu itibarıyla gerçekleşen takibe dönüşüm oranları, 2009 yılı başından itibaren gözlenen en düşük değerlerdir. 6.2.6. Karlılık Kriz sürecinde gelişmiş ülkelerdeki birçok banka Aralık 2009 itibarıyla toplamda 1,7 trilyon $ gibi önemli boyutta bir zarara uğramışlardır (Economist Intelligence Unit, Mart 2010). Aynı zamanda IMF dünya genelindeki banka kayıplarının 2010 yılı için 2,3 trilyon $’na ulaştığını ifade etmektedir (IMF,2010). Küresel ekonomik krizin etkisinin ülkemizde hissedilmeye başladığı 2008 yılı sonrası, tek haneli enflasyona geçiş ve faiz oranlarının azalması özellikle net faiz marjları ve menkul kıymet faiz gelirlerinin artmasıyla, bankalar birbiri ardına rekor kar rakamları açıklamıştır. Bankacılık sektörünün dönem net kârı, 2010 yılı sonunda bir önceki yıl sonuna göre %9,7 oranında artarak 22,1...

Devamini Oku

» Küresel Kriz ve Türk Bankacılık Sektörüne Yansımaları -5



Toplam pasiflerin dağılımında, en büyük kalem olan mevduatın payı 1995 yılından 2002 yılına kadar sürekli bir artış göstermiştir (2002 yılı için mevduatın pasifler içindeki payı %67 dir). Bu tarihten sonra mevduatın payı azalmakta olduğunu görmekteyiz. Bununla birlikte mevduatlar hala pasifler içindeki en büyük kalemdir ve Aralık 2010 itibarıyla toplam pasiflerin % 61’ini oluşturmaktadır. Bankacılık sektörünün yabancı kaynakları içinde iki önemli kalem daha bulunmaktadır. Bunlar, yurt dışı bankalardan alınan krediler ve repo işlemleri için ayrılan fonlardır. 2008 krizi sonrası sendikasyon ve seküritizasyon kredilerine kolay erişilememesine bağlı olarak, yabancı bankalara olan borçlar azalmıştır. Bu iki kalemin toplamı (sendikasyon ve seküritizasyon kredileri) 2008 yılında 23,6 milyar TL iken, kriz sonrası dönemde (2009) da 18,2 milyar TL’ye düşmüştür. Ardından piyasalardaki olumlu gelişmelerden bağlı olarak, 2010 yılında hafifçe yükselerek 19,4 milyar TL’ye ulaşmıştır (BDDK,2011).   2000 yılına kadar gerileyen öz kaynakların toplam pasifler içindeki oranı, 2001 krizinden sonra uygulanan banka sermayelerinin güçlendirilmesi programının etkisiyle yükselerek, 2004 yılı itibariyle %15’e kadar yükselmiştir. 2008 yılında % 12 olan Özkaynakların oranı; kârların yükselmesi, ödenmiş sermayenin artması ve kâr paylarının daha az dağıtılmasına bağlı olarak, 2009 yılında % 13’e ve ardından 2010yılı sonunda % 14’e yükselmiştir. Toplam pasiflerin ağırlıklı kalemi olan mevduatlar 2009 yılıyla kıyaslandığında %19,9 büyümüş ve Aralık 2010 itibarıyla 617,1 milyar TL’ye ulaşmıştır. Mevduatların önemli bir bölümü, toplam mevduatların % 41,5’...

Devamini Oku

» Küresel Kriz ve Türk Bankacılık Sektörüne Yansımaları -4



Bu bağlama uluslar arası karşılaştırmalara göre finansal sektör oldukça küçük, küçük olan bu sistemin de varlıklarının çok büyük bir bölümü bankacılık sektörüne aittir. 6.2.Bankacılık Sektörü Finansal aracılık fonksiyonunu yerine getiren kurumların bir türü olan bankaların, Türkiye’de finansal sistemin önemli bir unsuru olduğunu daha önceki açıklamalarımızda ifade etmiştik. Türkiye’deki bankacılık sektörünün durumunu, özellikle kriz sonrası etkileşimlerini de katarak aşağıdaki başlıklar altında ortaya koyabiliriz. 6.2.1. Banka, Şube ve Personel Sayılarının Gelişimi Sektör içinde banka sayısı 1980 sonrasında her yıl artarak, 2000 yılına kadar 79 rakamına ulaşmıştır. Ancak 2000 yılından sonra gerek genel ekonomik yapıda yaşanan olumsuzluklar, gerekse sektördeki öznel  gelişmelere bağlı olarak banka sayısı önemli ölçüde azalmıştır. Banka sayısında o dönemde başlayan gerilemeye bağlı olarak, 2010 yılı sonu itibariyle TBS (Türk Bankacılık Sektörü) deki banka sayısı 49 olarak belirlenmiştir. Tablo 2. Banka Sayılarının Gelişimi (1980–2010)   Sektör içinde bankalar, mevduat kabul eden (ticaret bankaları), mevduat kabul etmeyen (kalkınma ve yatırım bankaları) ve katılım bankaları olmak üzere başlangıçta 3 gruba, ardından da sermaye kaynağına göre özel, kamu ve yabancı olmak üzere üç alt gruba ayrılmaktadır. Yıllar itibariyle bakıldığında mevduat kabul eden bankalar(ticaret bankaları), sektör içinde en yüksek paya sahip olan gruptur. Ticaret bankaları olarak da isimlendirilen bu bankalar, mevduat toplayıp kredi verme gibi temel işlevleri yerine getiren kurumlardır. Bu bankaların 2010 itibariyle sayısı 32 dir. 2000 yılı...

Devamini Oku

» Küresel Kriz ve Türk Bankacılık Sektörüne Yansımaları -3



Bu süreçte sahibi oldukları emlak fiyatının yükselmesiyle refahlarının arttığını düşünen ve bu çerçevede borçlanıp para harcayan Amerikalılar için her şey normaldi. Emlak fiyatları arttıkça emlak talebi de artıyor ve emlağa dayalı kağıtlarla yapılan finansal işlemler sürekli genişliyordu. Herkes yatırım amacıyla ikinci, üçüncü gayrimenkulünü alıyordu. Bu alımların altında yatan, bunların günün birinde daha yüksek bir fiyatla satılabileceği beklentisiydi. Kısa vadeli faizlerin yükselmesiyle birlikte, sürekli yükselen konut fiyatları, gayrimenkul piyasasında başlayan durgunlukla birlikte düşmeye başlamıştır. Fiyatların daha da yükseleceği düşüncesiyle yüksek faizlere katlanan tüketiciler için beklentilerinin tersine gelişmeler ortaya çıkmıştır(Demir ve diğerleri,2008,s.50).  Faizlerin düşük olduğu dönemlerde artan risk iştahıyla kişilerin kredi geçmişlerine bakılmadan verilen subprimemortgage kredilerinde, faizlerin yükselmesiyle birlikte temerrütler ve icra yoluyla satışlar artmaya başlamış ve bu durum karmaşık türev araçlarla finansal sisteme yayılarak dalgalanmaya neden olmuştur (Demir ve diğerleri, 2008,s.45). Şekil 3. ABD Emlak Fiyatları (1992‐2008) Kaynak: European Central Bank, Finansal istikrar Raporu, Haziran 2008. ABD’de emlak fiyatlarını ölçmek üzere kullanılan Case Shiller Endeksi 2007 ortasından 2008 ortasına kadar yüzde 16 oranında düşüş gösterdiği sırada uzmanlar bu endeksin yüzde 10 oranında daha düşmesi gerektiğini öne sürüyorlardı. Diğer yandan, ABD’de faizler geçmişte düşük düzeylerde olduğundan, subprimemortgage kredilerini kullanan düşük gelirli gruplar daha çok değişken faizli krediler...

Devamini Oku

» Küresel Kriz ve Türk Bankacılık Sektörüne Yansımaları -2



Finansal krizler; para, bankacılık, dış borç ve sistematik olmak üzere dörtlü genel bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Bunun yanında kaynaklandıkları sektöre göre özelkamu ve bankacılık‐şirket krizleri; dengesizliklerin yapısına göre, akım dengesizlikler (cari hesap ve bütçe dengesizlikleri) ve stok dengesizlikler (varlıklar ve yükümlülüklerin uyumsuzluğu) ve bu dengesizliklerin kaynaklandığı finansmanın vade yapısına göre likidite krizi ve borç ödeyememe krizi şeklinde de sınıflandırılabilmektedir (IMF, 2002). Uygulamada ve özellikle  yükselen ekonomilerde yaygın olarak görülen finansal krizler temel olarak; bankacılık, para, dış borç ve sistemik finansal krizler olarak isimlenmektedir (Korkmaz ve Tay,  2011,s.112). 5. 2008 Global Krizi 2008 yılının Eylül ayında önce ABD’de ortaya çıkan, daha sonra bütün dünyaya yayılan küresel krizin kökeninde tarihin en büyük gayrimenkul ve kredi balonu yatmaktadır. Kriz başlangıçta bir mortgage krizi olarak ortaya çıksa da, takip eden süreçte bir likidite krizine dönüşmüştür. Krizin nedenleri olarak; likidite bolluğu ve bunun sonucunda verilen özensiz krediler, aşırı menkul kıymetleştirme, saydamlık eksikliği, derecelendirme kuruluşlarının etkinliğindeki yetersizlik ve düzenleyici ve denetleyici kuruluşların müdahalede gecikmesini sıralayabiliriz (Alantar,2008,s.1). 5.1. Mortgage Sistemi Mortgage temel olarak, borç verenin verdiği borç karşılığında borçlananın malı üzerinde hak sahibi olduğu bir ipotek anlaşmasıdır. Bu anlamda kelime olarak, kıta Avrupa’sında kullanılan ipotek kelimesinin Anglo‐Saxon ülkelerindeki karşılığıdır( Kara,2006,s.17). Bireylerin uzun vadeli ve düşük faiz oranları ile konut sahibi...

Devamini Oku

» Küresel Kriz ve Türk Bankacılık Sektörüne Yansımaları -1



Küresel Kriz ve Türk Bankacılık Sektörüne Yansımaları   Muharrem AFŞAR Doç. Dr., Anadolu Üniversitesi, İİBF İktisat Bölümü mafsar@anadolu.edu.tr Bu çalışma, “Anadolu Uluslararası İktisat Kongresi, ECONANADOLU 2011 POST CRISIS DYNAMICS,June 15‐17, 2011 Eskişehir/Turkey” isimli kongrede sunulan “Global Kriz Sonrası Türk Bankacılık Sektörü” isimli bildiriden makale haline getirilmiştir.   Yansımaları Özet Finansal kriz verimli yatırım olanaklarına sahip finansal piyasaların, çeşitli nedenlere bağlı olarak fonları etkin  biçimde kanalize edememesi sonucu ortaya çıkan bozulmalardır. 2008 krizi bunlara bir örnektir ve bu krizinin  dünya da birçok ekonomide etkileri olmuştur. Bu etkiler aradan bir süre geçtiksen sonra daha net olarak  görülebilmektedir. Bu çalışmada global krizin Türk Bankacılık  Sektörü üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Sonuç olarak Gelişmiş ülkelerdeki birçok büyük ve küçük bankanın milyarlarca dolar zararla ve iflaslarla ekilendiği 2008 krizinden, Türk bankacılığının etkilenmediği ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Global kriz, bankacılık sektörü.   The Global Crisis and Reflections at Turkısh Banking Sector Abstract The financial crisis that began in August 2007 and intensified in the fall of 2008 pushed the global economy into a severe downturn that some have called the Great Recession. The purpose of this study is to analyze the effects of global crisis on the Turkish banking sector. In summary, this study shows that even though many developed country banks bankrupted from the adverse affects of global financial crisis, the Turkish banking sector was not affected from the latest global crisis. Keywords:...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -9



Kaynakça Açıkalın, O. ve A. Saltık (2007), “Kalkınmada Yeni Kavram ve Stratejiler” Sosyoloji Araştırmaları Dergisi/Journal Of Sociological Research, 2007 (1), 5‐27. Akay, Ç. S. (2009), “Türkiye’de Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları”, http://www.tpe.gov.tr/dosyalar/haber/yenilik_politikalari_IPR_TUBITAK_CilemSel inAKAY.pdf, (Erişim: 25.05.2010). Albeni, M. ve M. Karaöz (2003), “ Bölgesel Kalkınmada Öğrenme, Bilgi Birikimi ve Yenilik: Türkiye İçin Bir Perspektif”, Süleyman Demirel Üniversitesi İİBF Dergisi, 8(2), 157‐170. Arslan, K. (2005), “Bölgesel Kalkınma Farklılıklarının Giderilmesinde Etkin Bir Araç: Bölgesel Bölgesel Planlama ve Bölgesel Kalkınma Ajansları”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 4(7), Bahar, 2005/1, 275‐294. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı (2009), “Bölgesel Eşitsizlik, Yerel Kalkınma ve Rekabet Edebilir Kentler Komisyonu Raporu”, http://www.bayindirlik.gov.tr/turkce/kentlesme/kitap8.pdf, (Erişim: 29.12.2010). Çetin, M. ve E. Ecevit (2008), “Yenilikler, Öğrenme ve Ekonomik Kalkınma: Gelişmiş Bölgesel Ekonomilerde Örnek Uygulamalar” Erciyes Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:24(1), 203‐227. Dahlstrand, Å. L. and L. Stevenson (2007), Linking Innovation and Entrepreneurship Policy, Innovative Policy Research for Economic Growth, Sweden, 1‐24. Demirci, R., M. Baş ve M. Tolon (2006), “Türkiye’nin AB’ye Uyum Sürecinde Türk İşletmelerinin Ar‐Ge Faaliyetleri” 5. Orta Anadolu İşletmecilik Kongresi Bildiriler Kitabı, 73‐81. DPT (2008), “Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007‐2013), Bölgesel Gelişme Özel İhtisas Komisyon Raporu, “Bölgesel Gelişmede Temel Araçlar ve Koordinasyon”, Ankara, 2...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -8



3.7. Faydalı Model Tescil Sayıları Türkiye’de ve dünyada yeni olan faydalı model, sanayiye uygulanabilen buluşların sahiplerine koruma sağlayan bir sistemdir. Faydalı model sisteminde koruma daha çok küçük buluşlara yöneliktir. Faydalı model başvuruları için araştırma ve inceleme raporu düzenlenmediğinden patente oranla maliyetler daha düşük ve süreç daha kısadır (TPE, 2010:13). Şekil 12’de faydalı model tescil sayıları verilmiştir. Şekil 12.     Şekil 12. Faydalı Model Tescil Sayıları Kaynak: World Intellectual Property Organization (2009), “World Intellectual Property Indicators 2009” and “Intellectual Property Statistics Data” http://www.wipo.int/ipstats/en/statistics/patents/, (Erişim: 01.05.2010). Şekilden de takip edilebileceği gibi, en yüksek tescil sayısına sahip olan ülke Çin’dir. Çin’de özellikle 2005 yılından sonra faydalı model tescil sayısında önemli bir artış görülmüştür. Anılan ülkede faydalı model tescil sayısı patent tescil sayısından daha fazladır (bkz. Şekil 12). Bunun en önemli nedeni olarak faydalı modelde buluş basamağının olmaması ve maliyetin daha düşük olması gösterilebilir. Japonya’da 1998 yılından itibaren faydalı model tescil sayısı sürekli olarak azalmıştır. Öyle ki bu ülkede 1998 yılında yaklaşık olarak 40 bin faydalı model tescili varken, 2008 yılında yaklaşık 8 bin tescil vardır. Japonya’da faydalı model tescil sayısının sürekli azalması, ilginin patent tesciline kayması ile açıklanabilir. 4. Sonuç ve Öneriler Bir bölgede çevreyle işbirliği içerisinde yürütülen inovasyon faaliyetleri; Ar‐Ge ve pazara giriş maliyetlerinin düşüşü sayesinde risklerin azaltılması, öl&cce...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -7



İleri teknoloji ihracatı ve Ar‐Ge harcamalarının GSYH içerisindeki payında olduğu gibi, araştırmacı sayısında da Japonya başı çekmektedir. Öyle ki, 2007 yılında Japonya’da 1 milyon kişiden yaklaşık olarak 6000 kişi araştırmacı olarak çalışmıştır. Şekil 7’de bir milyon kişi içerisinde kaç kişinin araştırmacı olarak çalıştığı yer almaktadır. Şekilden de görülebileceği gibi, Japonya’yı ABD, OECD ve Rusya takip etmektedir. Şüphesiz ki ABD ve Japonya’da araştırmacı sayısının fazla olması, OECD araştırmacı sayısının da yüksek çıkmasına neden olmaktadır. Söz konusu dönemde Yunanistan, Türkiye, Brezilya ve Çin aynı gösterge bakımından, AB‐27, Dünya ve OECD ortalamasının altında yer almıştır. Türkiye’de aynı dönemde araştırmacı sayısının sürekli artan bir eğilim izlediği ancak henüz istenilen düzeye gelmediği söylenebilir. Ülkemizde araştırmacıların büyük çoğunluğu üniversitelerde çalışmaktadır. Teknolojik bilimler dışındaki tüm bilimlerde üniversitedeki araştırmacı sayısının bariz bir üstünlüğü söz konusudur. Buna karşın, teknolojik bilimlerde üniversitelerin yanı sıra özel sektördeki araştırmacı sayısı da yüksektir. Kamu sektörü tarımsal bilimler dışında tüm alanlarda özel sektörün gerisinde kalırken, kamuda en fazla araştırmacı sayısı teknolojik bilimlerde faaliyet göstermektedir7.     Şekil 7. Araştırmacı Sayıları (Bir Milyon Kişi İçerisinde) Kaynak: World Bank, “ World Development Indicators, Science and Technology Data”, http://data.worldbank.org/topic/science‐and‐technology, (Erişim: 15.05.2010). Burada dikkati çeken olgu, her üç gösterge bir arada değerlendirildiğinde, ileri ...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -6



Olumsuz yönlerden bazıları ise; bölgeler arasında önemli düzeyde ekonomik, sosyal ve altyapı donanımına bağlı gelişmişlik farklılıklarının bulunması, bölgesel kaynakların etkin kullanımında kamu‐sivil toplum ve özel sektör işbirliğinin istenilen düzeyde olmaması, bölgelerin içsel potansiyellerini harekete geçirecek sürükleyici sektörlerin belirlenmesine yönelik çalışma ve uygulamaların yetersizliği, beşeri ve sosyal sermaye yetersizliği, düşük işgücü verimliliği, teknoloji geliştirme ve kullanmada yetersizlik, doğrudan dış yatırımların (özellikle yeni teknolojileri kullanan ve bölgeye yayılmasını sağlayan) yetersiz olması, bölgesel politikaların diğer makro politikalarla ve kaynak tahsis süreci ile etkin bir koordinasyonunun bulunmaması, kaynakların verimli ve etkin olarak kullanılmaması olarak sayılabilir. Bölgesel kalkınma konusundaki bu olumsuzlukları minimize edebilmek için inovasyon ile ilgili olarak yürütülebilecek faaliyetler; inovasyon odaklı üniversite‐sanayi işbirliğini sağlamak, Ar‐Ge ve bölgesel inovasyon merkezleri kurulması projelerini desteklemek ve hızlandırmak, Ar‐Ge teşviklerini artırmak ve yaygınlaştırmak (firmalara uluslararası Ar‐Ge projelerine katılımları için destek vermek, KOBİ’lerin büyük ölçekli firmalarda yapılan Ar‐Ge çalışmalarına erişimlerini sağlamak), inovasyonun geliştirilmesinde ulusal ve bölgesel ağlar oluşturmak, mevcut kümeleri tespit ederek geliştirmek, ulusal ve uluslararası düzeyde kümeler arası ilişkileri kuvvetlendirecek ağlar oluşturmak (bilim parkları, teknoloji parkları, kuluçkalıklar, inkübatörler, bölgesel teknoloji ağları, bölgesel inovasyonları finanse edecek olan ağların desteklenmesi), öncelikli sektörlere ilişkin k&uu...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -5



2.4.1. Bölgesel İnovasyon Sistemi İnovasyon sayesinde kârlılığı ve sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen firmaların, faaliyet gösterdikleri bölge ve bu firmalara sağlanan imkânların niteliği işletmelerin inovasyon performanslarını etkilemektedir. Bir bölgede rakipler dâhil olmak üzere dış kurumlarla işbirliği içerisinde yürütülen inovasyon faaliyetleri; Ar‐Ge ve pazara giriş maliyetlerinin düşüşü sayesinde risklerin azaltılması, ölçek ekonomilerinin sağlanması, inovasyon sürecinin kısaltılması gibi çok çeşitli avantajları beraberinde getirir. Bölgesel düzeyde gerçekleşen inovasyon işbirliklerinin önemini inovasyona dayalı bölgesel kalkınma modellerinin çıkış noktası olan Silikon Vadisi için yapılmış şu tespitte bulmak mümkündür: “(Bölgedeki) Rekabet, sürekli inovasyon yapma ihtiyacını doğurdu; sürekli inovasyon ise firmalar arasında işbirliğini zorunlu hale getirdi”. Bir bölgede inovasyon hususunda işbirliği yapma potansiyeline sahip olan kuruluşların varlığı oldukça önemlidir. Bu da “Bölgesel İnovasyon Sistemi” olarak adlandırılan ve bir bölgedeki işletmeler, üniversiteler ve eğitim kurumları, araştırma kuruluşları, kamu kurumları, finansman kuruluşları, aracı kuruluşlar (inovasyon ve iş destek merkezleri, teknoloji transfer ofisleri vb.), sivil toplum kuruluşları, inovasyon ve teknoloji altyapısını destekleyen kuruluşlar (teknoparklar, kuluçka merkezleri vb.) gibi çok çeşitli aktörlerin ve bunlar arasındaki etkileşimin oluşturduğu bir ortam olarak tanımlanan bir yapının varlığını ve etkin çalışmasını gerektirir (Elçi vd., 2008:13). Bölgesel inovasyon politikası; bölgeler arasındaki dengesizlikleri en aza indirmek, inovasyon...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -4



Ürün inovasyon eğrisinin herhangi bir noktasındaki performans kriteri, rekabet ve belirsizlik faktörlerine göre değişiklikler gösterebilir. Ürün performansının artırılmasında inovasyonun katkısı oldukça fazladır. İnovasyon, ürün konusunda müşterilere karşılaştırma ve değerlendirme imkânı sağladığında, ürün performansında lider konuma geçilebilir. Rekabet daha çok ürün performansına bağlıdır. Yeni ürün teknolojisinin gelişim yıllarında, süreçler ürünü genellikle üstünkörü, etkisiz, emek gücüne dayanan ve genel amaçlı makine ve araçlara dayalı bir şekilde kullanmaktadır. Ürün ve süreç inovasyonları birbirine bağımlı iken ürün inovasyon oranı azalır, süreç inovasyon oranı artar. Süreç inovasyonunda daha az emek gücüyle daha özellikli ürünler üretilmesi mümkündür (Utterback, 1994: 81‐83). 2.4. Bölgesel Kalkınma, İnovasyon ve Ar‐Ge İlişkisi: Kavramsal Çerçeve Bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarını azaltmak için kullanılan politika araçlarından birisi olan kalkınma ajanslarının ilki 1933 yılında ABD’de kurulmuştur. Sorunların tespit ve çözümünün yerinden yönetim anlayışıyla daha sağlıklı olacağı görüşünden hareketle kurulması gündeme gelen kalkınma ajansları ABD’den sonra diğer birçok ülkede de kullanılan bir politika aracı olmuştur. Bu kapsamda; 1950’de Brezilya, Avusturya, Belçika, Fransa, İrlanda ve Japonya’da, 1960‐1970 döneminde Almanya, İngiltere, İtalya ve Hollanda’da, 1980‐1990 yılları arasında Yunanistan, İspanya, Finlandiya ve Danimarka’da, 1990 yılından sonra ise Bulgaristan, Çek Cumhuriyet...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -3



Tablo 1. Küresel Rekabet Endeksi ve Alt Kalemleri   Kaynak: World Economic Forum, The Global Competitiveness Report, 2009–2010, http://www.weforum.org/pdf/GCR09/GCR20092010fullreport.pdf, (Erişim: 10.06.2010).   Tablo 2’de, seçilmiş ülkelerin bazı inovasyon göstergeleri açısından dünyadaki konumu yer almaktadır. Buna göre; hükümetin ileri teknoloji ürünü tedariki, firmaların Ar‐Ge harcaması, bilimsel araştırma kurumlarının kalitesi ve faydalı model endeksleri bakımından ülkemiz daha alt sıralarda yer alırken, Ar‐Ge harcamasında üniversite‐sanayi işbirliği, inovasyon kapasitesi ve bilim adamı ve mühendis yeterliliği açısından orta sıralarda yer almaktadır. Genel olarak inovasyon göstergelerine göre dünyada üst sıralarda yer alan ülkeler; Japonya, İsveç, İsviçre, ABD, Almanya, Singapur, Danimarka ve Finlandiya’dır. Örneğin, İsviçre, firmaların Ar‐Ge harcaması ve araştırma kurumlarının kalitesi endekslerine göre birinci, Ar‐Ge harcamasında üniversite‐sanayi işbirliği endeksine göre ise ikinci sırada yer almaktadır. Tablo’dan da izlenebileceği gibi, ABD ve Japonya inovasyon göstergelerinde hep üst sıralarda yer almışlardır. Kalkınmaya giden yolda önemli bir rolü olan inovasyon konusunda ülkemizin henüz arzu edilen noktaya gelemediği söylenebilir. Tablo 2. İnovasyon Göstergeleri Dünya Sıralaması   Kaynak: World Economic Forum, The Global Competitiveness Report, 2009–2010, http://www.weforum.org/pdf/GCR09/GCR20092010fullreport.pdf, (Erişim: 10.06.2010). Üniversite‐sanayi işbirliği, bölgesel anlamda gelişmenin sağlanması için oldukça önemli bir husus olmasına rağmen, bu konuda ülkemiz açısından henüz istenen noktanı...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -2



2.2. İnovasyon ve Ar‐Ge OECD ve Avrupa Komisyonu’nun birlikte yayınladığı Oslo Kılavuzu’nda inovasyon, “yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet) veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. İnovasyon, hem ülkeler hem de firmalar için ulusal ve uluslararası alanda rekabet gücü kazanmanın, verimlilik artışı sağlamanın, ekonomik büyüme ve gelişmenin, dolayısıyla da refah ve yaşam kalitesi artışının en temel unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. OECD’nin saptamalarına göre, son 25 yılda özellikle gelişmiş ülkelerin ekonomik büyümelerinde inovasyonun katkısı %50’den fazladır (Soyak, 2008). İnovasyon ve icat birbirleriyle karıştırılan kavramlardır. İcat, yeni bir ürün ya da üretim yöntemi için ilk defa bir fikrin geliştirilmesidir. İnovasyon ise bir fikrin ilk olarak ticarileştirilmesidir. Ancak, icat ve inovasyon bazen birbiriyle yakından ilişkili olabilmekte ve birini diğerinden ayırt etmek zorlaşabilmektedir. Biyoteknoloji bu duruma örnek olarak verilebilir (Fagerberg, 2003:3). Literatürde inovasyon kavramı J. Schumpeter ile özdeşleşmiştir. Schumpeter inovasyonu dar anlamda, yeni bir üretim fonksiyonu geliştirmek olarak tanımlamıştır. Schumpeter’e göre inovasyon, yeni bir ürün icat etmek, yeni bir üretim metodu geliştirmek, yeni bir pazar kurmak, hammadde ya da yarı mamul madde temini için yeni kaynaklar geliştirmek ve monopol bir durumun yaratılması gibi herhangi bir endüstride yeni bir örgüt oluşturmak vb. faaliyetleri kapsamaktadır (Kurz, 2006:11‐12). Drucker (2002)’e göre inovasyon, girişimciliğin belli b...

Devamini Oku

» Bölgesel Kalkınmada Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi -1



Bölgesel Kalkınma’da Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi: Karşılaştırmalı Bir Analiz Nihat IŞIK Doç. Dr., Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İ.İ.B.F., İktisat Bölümü nihatis@kmu.edu.tr Efe Can KILINÇ Arş. Gör. , Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İ.İ.B.F., İktisat Bölümü kilincefecan@kmu.edu.tr   Bölgesel Kalkınma’da Ar‐Ge ve İnovasyonun Önemi: Karşılaştırmalı Bir Analiz Özet Bölgesel kalkınma ile ilgili olarak ülkeler son yirmi yıllık süreçte yeni bir model arayışı içerisine girmişler ve kalkınmanın unsuru olarak inovasyonu ve bilgiyi ön plana çıkartan çalışmalar yapmışlardır. Günümüzde emek ve sermaye gibi gelenekselleşmiş üretim faktörleri yerine, bilginin öneminin daha da arttığı ve üretim sürecine yoğun olarak girdiği düşünsel bir dönüşüm yaşanmıştır. Bir ülke açısından gelişmişliğin ölçüsü, bilim ve teknolojiye verilen önemle yakından ilişkilidir. Bu noktada Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) içerisinde Araştırma‐Geliştirme (Ar‐Ge) harcamalarına ayrılan pay büyük bir önem arz etmektedir. Nitekim literatürde bu oranın %2’den fazla olması ülkenin gelişmişliğinin önemli bir ölçüsü olarak kabul edilmektedir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayınlanan “Temel Bilim ve Teknoloji Göstergeleri 2009/2” raporuna göre, Ar‐Ge harcamalarının 2008 yılı OECD ortalaması yaklaşık 30 milyar dolar iken, Avrupa Birliği (AB) ortalaması 10 milyar dolardır. Söz konusu yılda Türkiye’de bu rakam 7 milyar dolar ile hem OECD, hem de AB ortalamasının altındadır. Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan 2009‐2010...

Devamini Oku



Endüstri Mühendisligi

Facebook sayfamiza üye olun