» TÜRKİYE’DE KALKINMA PLANLARI VE BÜYÜME

Yayinlanma Zamani: 2010-12-28 20:00:00





 

TÜRKİYE’DE KALKINMA PLANLARI VE BÜYÜME

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından 1950 yılına kadar olan süreçte özel sektör dışında tamamen ekonomik alanda kamu öncülüğünde çok kısıtlı bir ekonomik büyüme ve yapılanma olmuştur. 1950’li yıllardaki Çok Partili Sistem biraz daha dengelemeye çalışmıştır. İlk defa büyüme 1963’den sonra 5’er yıllık kalkınma planları ile ekonomik büyüme hedefleri konularak planlı bir büyüme dönemine geçilmiştir. Kalkınma planlarında toplam yatırımlar, toplam harcamalar, ülkedeki talep durumu , tasarruf eğilimleri göz önüne alınarak hedeflenen büyümeye ulaşılmaya çalışılır.

Genel amaç olan "toplumsal refahın yükseltilmesi"ne yönelik olarak ulusal planlarda sıkça rastlanan amaçlardan bazıları şunlardır:


-Hızlı ve dengeli büyüme

-Kişi başına milli gelirin artırılması

-Tam istihdamın sağlanması

-Kapasite kullanımının artırılması

-İnsan gücü kaynaklarının niteliğinin yükseltilmesi

-Yoksulluğun ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerin azaltılması

-Bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilmesi

-Çeşitlendirilmiş ve kendi kendine yeterli bir ekonomik yapının oluşturulması

-Sürdürülebilir ve dengeli bir büyüme ortamı yaratılması

-Sanayileşmenin hızlandırılması

-Bilim ve teknoloji alanında atılım yapılması

-Ödemeler dengesinin iyileştirilmesi

-Enflasyonun aşağı çekilmesi

-Dış dünya ile bütünleşme

-İdari yapının iyileştirilmesi

Ekonomik planlar, hazırlanış amacı bakımından ya istikrarcı ya da kalkınmacıdır. Güçlü özel sektörü ve gelişmiş pazar yapısı olan ileri sanayi ülkelerinde uygulanan istikrarcı planlamanın temel amacı, genelde ekonomik istikrarı sağlama ihtiyacının belirlediği sınırlar ve yürürlükteki ekonomik ve sosyal yapı çerçevesinde ülkedeki sermaye stoku, işgücü ve diğer kaynakların tam istihdamını sağlayacak şekilde etkili bir talep düzeyi oluşturulmasıdır. Planın amaç ve hedeflerine ulaşmak için benimsenen politika ve önlemler, parasal ve mali önlemlerce kontrol edilen pazar ve talep kanalıyla çalıştırılır.
 

Son elli yıllık deneyimlere bakıldığında, özellikle kaynakları sınırlı olan gelişmekte olan ülkelerde, ortak amaç olan dengeli, sürdürülebilir ve hızlı kalkınmanın en emin ve dolaysız olarak, iyi hazırlanmış ve başarıyla uygulanmış kalkınma planları ile sağlanabildiği görülmektedir.Bu nedenle, hemen hemen bütün gelişmekte olan ülkelerde, uzun yıllardan beri ‘ulusal kalkınma planları’ hazırlanmakta ve uygulanmaktadır. Ulusal kalkınma planlarıyla amaçlanan kalkınma, yalnızca üretimin ve kişi başına milli gelirin artırılmasından ibaret olmayıp gelir dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesi, bölgelerarası gelişmişlik farklarının azaltılması, kısaca ekonomik ve sosyo-kültürel yapının iyileştirilmesi anlamına gelmektedir.

Ulusal bir kalkınma planının uygulanabilmesi için devlet (ya da hükümet) desteği gerekiyor olmakla birlikte, kamu mülkiyetinin artırılması zorunlu değildir. Ancak, ekonominin sağlıklı işleyişi için gerekli bazı altyapı projeleri ile özel sektörün istekli olmadığı ya da finansal gücünün yeterli olmadığı bazı büyük ve riskli projelerin devlet tarafından gerçekleştirilmesiyle kamu mülkiyeti artabilir. Buna karşılık, politik tercihlere bağlı olarak bazı kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi ile bu durumun tersi de gerçekleşebilir. Ayrıca, yatırımları teşvik etmek, rekabet ortamını yaratmak, para ve maliye politikalarıyla ekonomik istikrarı sağlamak gibi dolaylı yollarla desteklenen özel sektör, hedeflenen plan amaçlarına ulaşmada ana rolü de üstlenebilir. Diğer taraftan devletin planlama aracılığıyla hem kendi yatırım politikaları, hem de alternatif yatırım stratejilerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri konusunda özel sektörü bilgilendirmiş olması, özel sektör yatırım kararlarının daha akılcı bir temele oturmasını sağlar.

 

 

 

TÜRKİYE’DEKİ BÜYÜME MODELİNDE HARROD-DOMAR

 

Türkiye’deki büyüme sürecinin planlanmasında ilk 5 Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda Harrod-Domar Modeli etkisi altında hazırlanmıştır. Harrod-Domar Modeli’nde her an bozulabilecek bir dengeden bahsedilir. Buna Bıçak Sırtı Denge adı verilmiştir. Dengenin her an bozulabilecek şekilde olmasının nedeni ise ekonomik birikimlerin her an değişecek şekilde olması ve buna bağlı olarak hızlandıran mekanizmasının çakışmasıdır. Harrod büyüme modeli dengeli ve aynı karar bir büyümeden bahseder. Dengeli ve aynı karar bir büyümenin olabilmesi için girişimcilerin üretimle ilgili aldığı kararlara bakarak büyüme oranını belirlemeye çalışır. Bunun anlamı üretimde gerçekleşecek artışı K/X oranının belirleyeceğidir. Sermaye hasıla oranının diğer bir adı büyüme oranıdır. Bu model etkisinde büyüme planlanırken K değerini yani sermaye stoğuna yapılan ilaveler yüksek tutulmaya çalışılmış bunun içinde kamu büyük çaba göstermiştir. Çünkü K’daki artışlarla yatırımlar finanse edilmiştir. Yatırımlardaki artışlarda X’i arttırmış bunun sonucunda büyümenin gerçekleşmesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Ekonomide genel olarak 2 dengeden bahsedilir.

 

1-İç Denge

 

2-Dış Denge

 

Genel olarak tüm büyüme modellerinde bu iki dengenin olması istenir. Mesela ABD, Almanya gibi gelişmiş ülkelerde en önemli hedef bu dengeleri sağlayarak istikrarlı bir büyüme hedeflenir. Fakat Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde en önemli hedef yüksek oranlı bir büyüme hızıdır. Bunun sonucunda iç ve dış denge hedeflerinin tutması zorlaşır. İç dengenin sağlanma koşulu toplam yatırımların toplam tasarruflara eşit olmasıdır ( I=S ). Fakat gelişmekte olan ülkeler yüksek büyüme hızını sağlamak için yatırımların tasarruflardan daha fazla olmasını sağlamaya çalışırlar ( I>S ). Yatırımların tasarruflardan fazla olan kısmını ise diğer bir deyişle Harrod-Domar modelinin temel değerlerinden birinide oluşturan ekonomideki toplam yatırımlar yeterli düzeyde olmadığından devlet müdahale ederek yatırımların miktarını kendi iç kaynaklarıyla finanse ederek arttırmaya çalışır. Temel olarak da büyümenin gerçekleşmesini sağlayan temel faktör toplam yatırımların miktarıdır. Devlet de istediği büyüme oranını sağlamak için yatırımların miktarını tasarruflardan daha fazla tutar. Bunun sonucunda I=S dengesi bozularak ekonomideki potansiyel büyüme hızından daha yüksek bir büyüme hızına ulaşılır. Bu da;

 

  1. Enflasyon baskısı

 

  1. Dış açıklara sebep olur.

 

Türkiye de son 40 yılda yüksek enflasyon ve dış açıklarla ekonomi sürmektedir. Çünkü tasarruflardan fazla yatırım yapabilmek için ya iç finansman kaynakları kullanılmalı ya da dış finansman kaynakları kullanılmalıdır. Fakat Türkiye yıllardır güçlü bir mali sistemi geliştiremediğinden finans kaynakları olarak sadece iç kaynakları kullanmakta yeteri kadar dış kaynak kullanamamaktadır.

 

 

 

1. Kalkınma Planı

2. Kalkınma Planı

3. Kalkınma Planı

Sabit Sermaye Yatırımları

Planlanan

Gerçekleşen

Planlanan

Gerçekleşen

Planlanan

Gerçekleşen

GSMH

Oranları

18,3

16

21,3

16,1

21,9

20,2

İç

Kaynaklar

14,8

14,2

19,4

15,5

21,1

16

Dış

Kaynaklar

3,5

1,8

1,9

0,6

0,8

4,2

 

 

  1. Kalkınma Planı Döneminde; GSMH’nin büyüme hızı yılda ortalama %7 alınmış ve bunu sağlamak için, yatırımların toplam milli gelirdeki payının %18,3 olması ve bu oranın 14,8’inin iç kaynaklardan, 3,5’inin dış kaynaklardan sağlanması öngörülmüştür. Gerçekleşen oran ise %14,2 iç kaynak ve %1,8 dış kaynak olmak üzere toplam %16 dolayında olmuştur. İç tasarruflarda plan hedefine oldukça yaklaşmasına rağmen, dış kaynaklar hedeflenen ölçüde gerçekleşememiştir.

  2. Kalkınma Planı Döneminde; aynı büyüme hızına ulaşmak için sabit sermaye yatırımlarının GSMH’nin %21,3’üne ulaşması öngörülmüş, gerçekleşme ise %16,1 olmuştur. Özellikle iç kaynaklar yönünde beklenen düzeye ulaşılamamış %19,4 yerine %15,5 bir yatırım oranı sağlanabilmiştir.

  3. Kalkınma Planı Döneminde; GSMH’nin %21,9’unun sabit sermaye yatırımlarına ayrılması planlanmış, gerçekleşme oranı %20,2 olmuştur. Bu amaçlanan hedefe en yakın gerçekleşme oranı olmuştur. Ancak ilginç olan iç kaynakların planlanan %21,1 yerine, %16 olarak gerçekleşmesidir.İç kaynakların yetersizliği, yatırımların giderek dış kaynaklara bağımlı duruma gelmesi sonucunu doğurmuştur.

Ekonomideki yatırımların iç kaynakların ağırlıklı kullanılarak gerçekleşmesi demek kamunun para arzını arttırmasıyla yatırımları fonluyor diyebiliriz. Gerek para arzının arttırılması gerekse yatırımlar sonucunda tüketimin uyarılmasının sonucunda sürekli bir yüksek enflasyonu göze almaktadır. Ayrıca yatırımların finansmanı için kamu yüksek faiz uygulayarak tasarrufların arttırılmasını sağlamıştır. Aşağıdaki tabloda sabit sermaye yatırımlarında kamu ve özel sektörün payları görülmektedir.

İlk 5 kalkınma planında görüleceği gibi gelişmiş ülkelerde pek görülmeyen Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde görülebilecek şekilde yüksek büyüme hızına ulaşmak için sabit sermaye yatırımlarında %50’nin üzerinde kamu payı bulunmaktadır.

Türkiye’de 1963 yılından başlayarak uygulamaya konulan her planda bir öncekinden daha kapsamlı ve daha gelişmiş planlama teknikleri kullanılmıştır. İlk beş planda, zaman içinde geliştirilmiş olmakla birlikte, esas itibariyle Harrod-Domar tipi büyüme modeli kullanılmıştır. Ekonometrik model kullanımı ilk defa Altıncı Plan ile başlatılmış, daha sonra geliştirilerek Yedinci Planda da uygulanmıştır.

Türkiye’de makro model ve öngörü amaçlı çalışmaların başlangıcı, planlı kalkınma döneminin ilk yıllarına kadar gitmektedir. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı için hazırlanan tek sektörlü Harrod-Domar tipi büyüme modeli ile başlayan modelleme pratiği, zaman içinde gerek kullanım amaçları, gerekse yöntemsel olarak geliştirilmiştir.Bu süreçte geleneksel Girdi-Çıktı (Input/Output) modelleri ile birlikte çeşitli büyüklüklerde ekonometrik modeller de kullanılmaya başlanmıştır.

Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanmasında da kullanılan ve esas itibariyle girdi-çıktı analizine dayalı çok sektörlü doğrusal tutarlılık modeli olan Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Modelinin ilk aşaması, tek sektörlü Harrod-Domar modelidir. Harrod-Domar modeli büyüyen bir ekonomide dinamik denge koşullarını inceleyen bir modeldir. Modelin yanıt aradığı temel soru, ekonomik büyüme sürecinde yatırım-tasarruf dengesinin nasıl sağlanacağıdır. Bu nedenle, ulaşılmak istenen ve ülkenin olanakları açısından makul olan bir büyüme hızının seçiminden sonra, yaklaşık olarak hesaplanan ve modelin özünü oluşturan sermaye-hasıla katsayısı yardımıyla gerekli yatırım ve tasarruf hedefleri saptanır ve yatırımlar ile tasarrufları bu hedeflere ulaştıracağı umulan ekonomik politikalar belirlenir.

Bu model, genel olarak iki temel varsayıma dayanmaktadır. Birincisi, yatırım oranı büyüme hızının birincil belirleyicisidir. İkincisi, sermaye-hasıla katsayısı uzun dönemde sabittir.

 

GSMH

Tarım

Sanayi

Hizmetler

Planlanan

Gerçekleşen

Planlanan

Gerçekleşen

Planlanan

Gerçekleşen

Planlanan

Gerçekleşen

1.Kalkınma Planı

7

6,6

4,2

3,4

12,3

10,9

6,8

7,3

2.Kalkınma Planı

7

7,2

4,1

3,7

12

8,7

6,3

7,9

3.Kalkınma Planı

7,4

6,5

3,7

4

11,2

9,9

7,7

7,8

4.Kalkınma Planı

8

2,1

5,3

2,2

9,9

1,7

8,5

2,3

5.Kalkınma Planı

6,5

5

3,6

2,6

7,5

6,3

6,4

4,8

6.Kalkınma Planı

7

-

4,1

-

8,1

-

6,7

-

7.Kalkınma Planı

5,5

-

2,9

-

6

-

5,1

-

Kalkınma hızının, Gayri Safi Milli Hasılanın (GSMH), GSMH’nin yapısının (ana sektörler itibariyle dağılımı) ve sermaye-hasıla katsayısı yardımıyla hesaplanan toplam yatırım miktarının belirlenmesinden sonra, makro planlama aşamasında kaynakların dengeli bir şekilde dağılmasını sağlamak üzere aşağıdaki dengeler kurulur. Bunlar;


a ) Kaynaklar-Harcamalar Dengesi,

b ) Yatırım-Tasarruf Dengesi,

c ) Finansman Dengesi,

d ) Ödemeler Dengesidir.

6. ve 7. Kalkınma Planları’nda artık daha kararlı büyümeye geçebilecek politikalara dönmüştür. Devlet ekonomideki lokomotif görevinden vazgeçmiş, ekonomideki dengeyi sağlayacak politikalar üretmeye başlamıştır. 1980’den sonra piyasa ekonomisine geçilmesinden sonra özel sektör ekonomide büyük oranda yer almaya başlamış devlet de özel sektörün ekonomide yatırım yapması için ekonomide istikrar sağlayıcı politikalar sağlamaya başlamıştır. Ekonomide güven ortamını sağlayacak önlemler almış, ekonominin dışa açılması sonucunda piyasada oluşabilecek riskleri azaltmaya çalışmış, yatırımları finanse etmek için kamu kaynaklarını kullanmaya çalışmıştır. Fakat bazı yıllarda ekonomi krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Bundanda uzun yıllar krizsiz bir ekonomi sağlanamamıştır.

Türk planlaması Altıncı ve Yedinci Planlar hariç, kullanılan teknikler açısından ne sosyalist ülkelerde görülen fiziksel planlamalara ne de bazı kapitalist ülkelerin ayrıntılı ekonometrik modellere dayanan planlarına benzemektedir.

Türkiye’de 1980 yılından beri uygulanan dışa açık, serbest pazar ekonomisine ve devletin ekonomik yaşama daha az müdahale etmesine dayanan ekonomi politikaları, planlama teknikleri üzerinde de etkili olmuştur. Kalkınma stratejisindeki bu temel değişikliğe bağlı olarak ekonominin kısa dönemli stabilizasyon sorunları ön plana geçmiştir. Bu nedenle, geçmiş plan modellerinden farklı olarak ilk defa Altıncı Planda ve daha sonra geliştirilerek Yedinci Planda kullanılan bir makro ekonometrik plan modeli oluşturulmuştur. Bu model, kısa dönemli politika analizlerinde de kullanılmaktadır.

Ekonometrik plan modeli ilk kez Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlık çalışmaları sırasında kullanılmıştır. Bu pratiğin ulaştığı en son aşama, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanması aşaması, çok sektörlü I/O modeliyle birlikte ya da bağımsız olarak çalışabilen makroekonometrik model ile kısa dönem tahmin modellerinin kullanılması aşamasıdır.

Altıncı Beş Yıllık Plan Modelinde, reel sektör ile kamu finansmanı değişkenleri ve parasal büyüklükler arasındaki ilişkiler ilk kez kapsanmıştır. Bu plan için hazırlanan makro ekonometrik model, daha sonraki yıllarda program hazırlama amacıyla da kullanılmış, ancak 1991 yılından sonra gerek Türkiye ekonomisindeki değişiklikler, gerekse ekonometri pratiğindeki gelişmeler nedeniyle bazı köklü değişiklikler yapılarak Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanmasında kullanılan son şekline ulaşmıştır.

Yatırımların planlanması ve programlanması çok yönlü ve karmaşık bir süreçtir. Yatırımlar planlanırken ilk önce toplam kamu yatırımları tahmin edilir. Bunun için kamunun finansman olanakları çerçevesinde büyüme oranı, mevcut kamu proje stoku ve bunların sektörel dağılımı, sektörel üretim hedefleri, özel kesimin yatırım eğilimi ve izlenmesi kolay olan sektörlerde özel kesimin gerçekleştireceği olası projelerden yararlanılır. Toplam kamu yatırımları, makroekonomik modele dışsal bir değişken olarak dahil edilir. Modelde içsel olarak yer alan özel sektör yatırımları, modelin çözümlenmesi ile elde edilir. Modelin çözümü sırasında, zaman zaman geriye dönülerek hem dışsal değişkenlerin değerlerinde hem de model parametrelerinde bazı düzeltmeler yapılarak tutarlı sonuçlar elde edilinceye kadar model kalibre edilir. Makro dengeler çerçevesinde tutarlı ve anlamlı bulunan toplam kamu yatırımları ve toplam özel sektör yatırımları, öncelikler ve üretim hedefleri gözetilerek sektörlere dağıtılır. Bu aşamada marjinal sermaye-üretim katsayılarından da yararlanılmaktadır.

 

TÜRKİYE’DE TEKNOLOJİ’YE DAYALI MODEL UYGULAMASI

 

Türkiye için oluşturulacak bir teknoloji modelinin iki unsuru olmalıdır. İlk unsur fiziki sermaye ikinci unsur ise bilgidir. Türkiye seksenli yıllardan itibaren yoğun bir şekilde ticaret yapan bir ülke olduğundan teknoloji transferi konusunda Güney Kore ve Tayvan gibi şanslı bir ülke varsayılabilir. Türkiye’nin ihracat artışının en önemli olduğu sektörlerde şu ana kadar gerçekleştirilen teknoloji transferi bunun en önemli kanıtıdır. Söz konusu sektörler tekstil, otomotiv, demir-çelik, şişe ve cam sanayi, elektrikli makine ve cihazlar sektörleridir.

İkinci unsur ise bilgi’ dir. Burada bilgi geniş anlamda kullanılmaktadır. Yeni ürünün üretilmesine ilişkin ya da ürün iyileştirilmesine ilişkin her türlü teknik ya da teknik olmayan bilgi. Bu amaca yönelik olarak Dış Ticaret Müsteşarlığı Bünyesinde bir birim oluşturulmalıdır. Söz konusu birim, yeni prototip ürünlere ilişkin bilgileri, özellikle Türkiye benzeri Uzak Asya ülkeleri ticaretindeki yeni teknoloji içerikli malların gelişimini izlemeli, dünyada çeşitli araştırma ve geliştirme projelerine ilişkin veri sistem oluşturmalı, patent konusunda merkez ülkelerde faaliyet gösteren birimleri izlemelidir. Diğer yandan, söz konusu birim yerli firmalara yönelik bir veri sistemi oluşturmalıdır. Veri sisteminde, teknoloji ile ilgili mevzuat teknoloji yoğun malların dış ticaretine ilişkin tanım ve sayılar söz konusu mallarda ticaretin yönü ve yoğunluğuna ilişkin sayılar yer almalıdır.

Teknolojik atılımın gerçekleştiği en önemli sektör makina sanayi olmuştur. Makina sanayi diğer sanayi alanlarına göre (elektronik, biyoloji ve kimya sanayi) daha az teknik bilgi gerektiren bir alandır .

Türkiye bu türden bir teknoloji transferi modeli geliştirebilir. Bunun için, hedef sektörlerin tespit edilmesi gerekir.


Sonraki Konu

PAZARLAMA BİLGİ SİSTEMLERİNİN KURULMASI VE ORGANİZASYONU


Duyuru

Facebook sayfamiza üye olun


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalismalari devam etmektedir.
Görüs ve önerilerinizi bizimle paylasabilirsiniz ! mail adresimiz : endustrimuhendisligi@hotmail.com